# Etiket
##GENEL

Milletinin Değerleri İle Kavgalı Solun Mazisine Bir Bak!…

Örterken Soymak

Mümtaz Soysal

Örtmek, örtünmek tek başına müstehcenliği önlemez. Hatta, bazan daha çok müstehcenlik yaratır. Anadolunun çok yerinde, soyunmadan, entarileriyle

denize giren kadınlar, vücutlarına yapışan ıslaklık içinde ne kadar müstehcenleştiklerini bilmezler. Bir anlama, bikinili ya da tangalı plaj çıplakları onlardan çok daha az çıplaktır.

Stern dergisi Federal Almanya’nın belki de dünyanın en büyük aktüalite magazinlerinden biri. İçinde bazan çok ciddi incelemeler de bulunur ama, kapağına çıplak ya da yarı çıplak bir kadın resmi koyarlar çoğu zaman. Bunun satış amacıyla yapıldığı besbellidir. Herkes asık suratlı bir adam resmi yerine güzel bir insan vücudu görmeyi tercih eder elbet. Ama kapağa konan çıplaklık, açık saçık resim yoluyla duygu istismarına değil, güzelliğine yönelik olduğu için, dünyanın hiçbir yerinde müstehcenlik tanımlamasına sokamazsınız bunu. Güzelliğin satış amacı için kullanılmasını hiçbir yasa yasaklamaz. Nitekim, bizim Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 1953’teki bir içtihadında, “Çıplaklık, ar ve hayaya mugayir (aykırı) vaziyet ve tülde tersim edildiği (resmedildiği) takdirde müstehcendir” diyor.

 

Oysa, birkaç haftadır, o derginin Türkiye’de satışa çıkan nüshaları “müstehcenleşmiştir”. Çünkü, kapaktaki çıplaklığın üstüne indirilen çirkin bir boya fırçası, bazı noktaları dikkat çekici duruma getirmiş, güzelliğin bütünlüğünü bozmuştur.

 

Aynı derginin başlangıç sayfalarından birinde de her hafta bir çıplak kadın resmi daha bulunur. Ama gülünç bir resim. Oradaki kadın, günümüzün güzellik ölçülerini değil, yetmiş-seksen yıl öncesinin zevkini temsil eder: Elinde yapma bir gül tutan, saçları ondüleli, gözlerini çarmıha gerili bir mesih gibi göğe kaldırmış uydurma bir fotoğraf panosunun önünde antika bir iskemleye oturmuş, etil butlu bir kadın. Resmin altında da genellikle durumu daha da gülünçleştiren bir söz yer alır. Son haftanınkinde, pansiyoncu kadın edasıyla söylenmiş şu sözler vardı: “Odayı tutabilirsiniz ama kadın ziyaretçi kabul edemezsiniz”. Şimdi, fırça darbelerini o resim de yemiştir. Böylece gülünçlük de “müstehcenleşmiş” oluyor.

İTALYAN Ceza Kanunu bazan pek işimize gelmiş, hoşumuza giden hükümlerini hiç değiştirmeden, hatta yer yer daha da ağırlaştırarak almışız. Hele, Mussolini zamanında konan bazı maddelere kurulu düzeni ayakta tutmanın tek çaresi olarak cankurtaran simidi gibi sarılmışız. Ama “Bilim ve sanat yapıtları müstehcen sayılamaz’ diyen maddeyi hiç beğenmemişiz.

O bizde yok.

Belki de uygulama güçlüklerinden ileri gelen bir durum bu. Neyin sanat yapıtı olduğunu bilebilmek için herşeyden önce,  sanattan, güzellikten anlamak gerek. Oysa, bütün eğitim sistemimiz, sanat ve güzellik kavramlarını yerleştirmek yerine, belirli düşünce kalıplarım ezberletmek amacına yönelmiş. Şimdi, ahlak derslerinin konmasıyla birlikle durum daha da karışacak. Çocuklarına estetik okutmadan, güzelliğin felsefesini öğretmeden ahlak dersi

vermeğe kalkışan bir toplum, her çıplaklığı müstehcen saymağa doğru hızla koşuyor demektir.

Başka işimiz yokmuş gibi, şimdi de müstehcen avına çıktık. Yüz kızartıcı başka görüntüler bulmak için ülkedeki yaygın yoksulluktan, sömürüden ve gerilikten sözetmeğe bile gerek yok. Doğrudan doğruya “Yasak kitap” kavramı bile yeteri kadar utandırıcı ve yüz kızartıcı. Dünyanın bütün ülkelerinde küçükleri korumak için alınan tedbirleri deneyecek yerde, “yassah” diye kesip almayı daha kolay buluyoruz. Müstehcen sayılabilecek kitap ve dergilerin açıkta satılmaması ve filmlerin belirli yaşlara göre sınırlandırılması varken, toptan yasaklama yoluna gitmek, kendi çocukluğumuzu ve az gelişmişliğimizi kabul anlamına gelmiyor mu?

Ama, bundan da utanç verici bir manzara arıyorsanız, Ankara’da, Keçiören’in gerilerindeki ıslahevinde toplatılmış kitaplar” deposunu görünüz. Ardına yığılmış kağıtlar dolayısıyla ancak menteşelerinden çıkarılarak açılabilen bir kapının arkasında yüzbinlerce “müstehcen” ve “sol” kitabın, ezilmiş, bükülmüş, yırtılmış, tam bir harman halindeki karmakarışık durumunu görünce, yüzünüz, çok müstehcen bir resim görmüş pek mutaassıp bir insanın yüzünden daha çok kızaracak.

KAYNAK: Milliyet, 02.07.1974,  Sayfa 2.

 

Leave a comment