# Etiket
##GENEL #Öneriler #Türk Yurtları #Türk-Birlikçilik

Elmas YILDIRIM (1907-1952) : İSTİYORUM

Azerbaycan’ın

Savaşçıları’na

Armağan:

 

Elmas YILDIRIM (1907-1952)

İSTİYORUM

 

Karanlıkta gözlerim dikilmiş ufuklara,

Bir fırtına sesi var, bulutlar gökte dal dal,

Açmış doğu bağrını sökecek şafaklara,

Kop ey deli fırtına, râşeni gönlüme sal,

İhtilâl istiyorum, mukaddes bir ihtilâl!..

 

Doğan güneşle kopsun bir akın velvelesi,

Görünsün kan köpüklü kısrakların yelesi,

Bitsin esir Türklüğün, bitsin artık çilesi,

Ne zincirli bir Kafkas, ne kan kusan bir Ural,

İhtilâl istiyorum, mukaddes bir ihtilâl!..

 

Savrulsun ummanlara gövde, bacak, bilek, baş;

Yere geçsin Kremlin, kalmasın taş üstüne taş,

Hür insanlık uğruna başlasın kutlu savaş,

Vakit gelmiş ey zaman, bir ölüm şarkısı çal,

İhtilâl istiyorum, mukaddes bir ihtilâl!.

 

Elmas YILDIRIM

====================================

KİMDİR? : ELMAS YILDIRIM
Elmas Yıldırım, 25 Mart 1907’de Azerbaycan’ın Gala köyünde doğdu.

Babası Abdülmuhammet, anası Nisa Hanımdır. Yıldırım’dan sonra ailenin, Sona, Ziba, Abdülali, Mehmetali ve Haydar adlı 5 çocuğu daha dünyaya gelir. Yıldırım’ın göbek adı Abdülhasan’dır. Ancak, çocukluk yıllarında herkes onu, dedesinin adı dolayısıyla Almas veya Almaszade olarak tanırdı. Yıldırım’ın babası hacı Abdülmuhammet önce Şüvelan’a, oradan da Bakü’nün Çemberekent semtine göç eder. Geleceğin hürriyet ve istiklâl şairi artık ailesiyle beraber, bugün Bakü’de Gülistan Sarayı’nın yer aldığı bölgede bulunan evde yaşamaya başlar.

Azerbaycan’daki kayıtlar onun asıl adının Yıldırım, soyadının ise Almaszade olduğunu göstermektedir. Türkiye’deki resmî kayıtlarda da asıl adı Yıldırım, soyadı ise Elmas olarak geçmektedir. Fakat, Türkiye’de uzun süre ‘Şengel’ soyadını da kullanmıştır. Yıldırım, 1914-1915 eğitim-öğretim yılında, Çemberekent’te bulunan 7 yıllık ‘İttihad Mektebi’nde öğrenime başlar. ‘İttihad Mektebi’nde okurken güzel şiirler yazmaya başlayan şair, adı geçen okuldan Farsça’yı da öğrenerek mezun olur.

Şair, daha sonra o dönemde öğretmen yetiştiren Abdulla Şaik Adına Numune Mektebi’ne girer. Burada Rusça da öğrenen Yıldırım, bugünkü adıyla Bakü Devlet Üniversitesi Şarkiyyat Fakültesi Edebiyyat Bölümü’ne kaydolur. Fakat, birkaç ay sonra, ülkesini işgal eden Sovyet yönetimi tarafından ailesinin zengin olması, esarete karşı çıkması, millî düşünceleriyle halkın hissiyatına tercüman olması vb. sebeplerle fakülteden atılır.

Üniversiteden atılan Yıldırım, edebî faaliyetlerini Yaşıl Qelemler Derneği, Yaşıl Yarpaq Derneği, Azerbaycan Edebiyyatı Cemiyeti, Yıldırım olarak da bilinen Türk Edip ve Şairleri İttifaqı, Kitap Dostları Cemiyeti, Edebiyyat Cemiyeti vb. cemiyetlerin bünyesinde sürdürür. Azerbaycan’ın Sovyetler tarafından işgal edilmesini kabullenemeyen şair ve yazarların, söz konusu cemiyetler üzerindeki nüfuzunun arttığını hisseden Sovyetlerin özel donanımlı ‘Çéka/QPU [=Devlet Siyasî İdaresi] teşkilâtı çeşitli tedbirler alır. Komünist Partisi tarafından kurulan Azerbaycan Proleter Yazıçılar Cemiyeti hariç olmak üzere bütün edebî cemiyetler kapatılır.

Sovyetlerin kara bulutları başının üzerinde dolaşmaya başlayan şairin attığı her adım takip edilir. Rejim tarafından, Kemalcılar Türkiye’sini sevmek, Türkiye’nin çavuşluğunu yapmak, Türklere âşık olmak, istiklâlcı gençler yetiştirmek, Lâtin asıllı Türk alfabesini savunmak, millî edebiyatı devam ettirmek, ‘Vahit Türkistan Devleti kurmak istemek’ vb. sebeplerle suçlanır ve başının Sovyet çekiciyle ezileceği ilân edilir. Önce Derbent’e, sonra Kırım’a ve Aşkabat’a sürgün edilir. Aşkabat’ta kurşuna dizilme tehlikesiyle karşı karşıya kalınca eşi Ziver Hanımla beraber İran/Güney Azerbaycan üzerinden Türkiye’ye geçmeye karar verirler.

Gecenin bir saatinde eşi Ziver Hanımla, üç aylık oğlu Azer’i de alıp kaçakçı deve kervanına katılır. Bir müddet sonra kervandan ayrılır. Yalnız başlarına yola devam ederler. Yollarda aç ve susuz perişan olan genç ana baba, üç aylık Azer’i bir kayanın gölgesine bırakıp gitmeyi düşünürler. Çünkü, takatları kesilmiştir. Bir defasında kundaktaki Azer’i bir kayanın dibine bırakan ana baba birkaç metre ağlayarak yürüdükten sonra geri dönüp yavrularını bağrına basarlar.

İran sınırına yakın bir yerde yönlerini şaşırırlar. Artık nereye, nasıl, hangi yöne gideceklerini bilemezler. Bu çaresiz duruma düştükleri sırada beyaz elbiseli, beyaz atlı biri kişi kendilerine yol gösterir.
İran’a geçerken yakalanan Yıldırım, sınır kanunlarını ihlâl etmekle suçlanarak ailesiyle birlikte tutuklanır. Burada şaire, ‘Stalin’in casusu’, ‘Bolşevik Sovyet casusu’ diye işkence yapılır. Neticede, serbest bırakılıp Meşhed’e gönderilir. Yıldırım, İran’da maddî ve manevî büyük sıkıntılar yaşar. Atatürk’ün hür Türkiyesi’ne ulaşmanın yollarını arar. Şair ailesiyle birlikte Atatürk Türkiyesi’nin Van şehrine, oradan da Elazığ’a gelir.

Türkiye Cumhuriyeti, Yıldırım’a kucak açar. Hazar Gölü’nün sıcak insanları onu bağrına basar. Hazar Gölü şaire, çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği Hazar Denizi’ni hatırlatır. Bunun için sık sık Hazar Gölü’nün sahiline iner, onunla dertleşip hasret gidermeye çalışır. Elmas Yıldırım, Palu’nun Karaca Bucağı/Karacabağ İlkokulu’nda vekil öğretmenlikle işe başlar. Bir süre Palu’nun Karaçor nahiyesinde yani bugün Kovancılar’a bağlı Çaybağı’nda ve şimdiki İmar İskân Müdürlüğü’nde görev yapar. Keban ve Palu ilçesi tahrirat kâtipliği görevlerinde bulunur.

Bir müddet Karabegler’de yani şimdiki Arıcak’ta nahiye müdürü olarak çalışır. Daha sonra Ağın, Hankendi, Baskil’in Aydınlar beldesinde ve Elazığ Merkez ilçeye bağlı Balıbey’de Bucak Müdürü olarak görev yapar. Elmas Yıldırım 1951 yılının ortalarında Tunceli’nin Nazimiye ilçesi Dallıbahçe Bucak Müdürü olarak çalışır. Ölümünden birkaç ay önce Malatya’nın Kale Bucağı Müdürlüğüne atanır. Yıldırım’ın Bakü’nün Gala kendi’nde başlayan dünya hayatı, Malatya’nın Kale bucağında görev yaparken biter. 14 Ocak 1952’de Malatya’da kirada oturduğu evinde vefat eder. Şairin naaşı, Malatya’nın Sancaktar Kabristanlığı’nda toprağa verilir.

Ölünceye kadar Türk’ün istiklâl aşkını terennüm eden Şair, arkasında gözü yaşlı bir anneyle, çocukları Mehmet Bakühan, Odkan, Aras ve Azer’i bırakır. Ailenin bütün yükü, üniversite tahsiline başlamak üzere olan büyük oğlu Azer’in üzerinde kalır. Aileye, Malatya’nın o zamanki valisi Şefik San sahip çıkar ve her türlü yardımı yapar.

ESERLERİ: İlk Şiirler, Dün Bugün, Dağlar Seslenirken, Azerbaycan Mânileri, Azerbaycan Halk Edebiyatından Alınmış Bayatılar, Boğulmayan Bir Ses.

***

Elmas Yıldırım Hakkında Dr. Enver Aras tarafından yapılmış bir çalışma:  Hazar’dan Hazar’a Elmas Yıldırım / MANAS YAYINCILIK

 

 

Leave a comment