# Etiket
##GENEL

Türk Milliyetçiliği ve Siyaset / Prof. Dr. İskender ÖKSÜZ

Türk Milliyetçiliği ve Siyaset

Prof. Dr. İskender ÖKSÜZ

“Ülkümüzü niçin terk ettik?” sorusuna verilen cevaplar arasında şunlar da vardı:
– Sebep siyasetle ideolojinin uyuşmamasıdır.
– Sebep MHP’dir/ sebep MHP Genel Başkanı’dır.
– Disiplin içinde MHP’de toplanırsak her şey hallolur.
– Sebep, kavgayı bırakmamızdır.
İlk iki hükmün güzel bir ifadesi, Emin Sezgin Bey’in şu paragrafında mevcut:

“Siyaset pratiği ve ülkücülük pek çok zaman örtüşmemektedir. Ülkücülüğün ve ülkücülerin partisi olma iddiasındaki MHP’nin zaman zaman izlediği siyaset ile ülkücülük ideallerinin, doğrularının örtüşmemesi. Bu sebeple zaman zaman iki olgunun değerlerinin iç içe geçmesi. Benim açımdan “Ülkümüzü Niçin Kaybettik?” sorusunun en önemli cevabı bu madde altında yatmaktadır.[1]“

“Türk Milliyetçiliği siyasete bulaşmalı mıdır?”
Başa yazdığım sebep adaylarını tek tek ele alıp incelemek çok uzun bir programı gerektirir. Üstelik bu programı uygularken kavga çıkmaması da hemen hemen imkânsız görünüyor. Bunun yerine bir başka sorunun cevabını arayalım: Türk Milliyetçiliği siyasete girmeli midir? İsterseniz klişe endişesini bir yana bırakıp şöyle soralım: “Türk Milliyetçiliği siyaset bulaşmalı mıdır?”.

Bu son ifade, cevabı içinde taşıyan tarafgir bir soru. “Bulaşmak” kelimesi siyaseti baştan çamura, balçığa falan benzetiyor ve olumsuz cevabı davet ediyor. Bu siyaset düşmanlığı bizim kültürümüze bir şekilde aşılanmış. Hele partilerin henüz dünya yüzünde olmadığı günlerde “siyaset”e verilen anlamı göz önüne alırsanız! Şükrü Alnıaçık, kelimenin “at terbiyeciliği”nden geldiğini yazdı.  Doğrudur. Fakat zaman içinde bu “terbiye” biraz sertleşmişe benzer. Viyana bozgunundan sonra Kara Mustafa Paşa’nın heyeti kendisine ulaştığında Budin Beylerbeyi sorar: “Hakkımızda siyaset var mıdır?” “Beli” cevabını alınca da iki rekât namaz için izin ister… Sonra boynunu cellâda uzatacaktır[2].

Diyeceksiniz ki, o arkaik anlamla ne uğraşıyorsun… İyi de, bizim yıllar sonra politika için o kelimeyi seçip kullanmamızın bir sebebi olsa gerek. Yanılıyor muyum? Siyasetçilerimiz hâlâ bayramlık ve idamlık gömleklerinden bahsetmez mi…

Benzer siyaset antipatisinin daha da genişletilerek sözde Müslüman düşüncesine de enjekte edildiği belli: “Yönetim Müslümanların ibadetine karışmıyorsa, Müslüman da yönetimle ilgilenmez. “

Siyaset bir numaralı uğraşımız
Bu felaket düşünceler, şüphe yok ki demokrasiye, millet devletine, hatta millet kavramına zıttır. Komplo teorilerine inansam, bunlar birilerinin bizleri ülke yönetiminden uzak tutmak için kasten ürettikleri ve besledikleri kavramlardır, diyeceğim. Fakat öyle olmadığını biliyorum.
Tehlikeli de olsa tehlikesiz de, eğer Türk Milliyetçileri’nin bir ülküsü varsa bunu, “siyasete bulaşmadan” gerçekleştirmenin yolu yoktur. Siyaset Türk milliyetçilerinin bir numaralı uğraşı olmalıdır.

Siyasette yalan var, dolan var… Öyle mi? Hayır. Yalan dolanın kaynağı siyaset değil, bizim siyaset  alanını terk etmemizden ötürü orayı dolduranlardır. Siyaset kirlidir deyip çekilirseniz, siyaset kirlilere kalır.

1960’lı, 1970’li yıllarda da “Türk Milliyetçileri siyasete girmeli midir?” sorusu gündemdeydi.  1960’da bu sorunun bir cevabı, “hayır, onun yerine ihtilal yapalım” olabilirdi. O yıllarda herkes ihtilalle meşguldü. Fakat ciddî soru, “parti mi, dernek mi?” sorusudur. Çünkü belki Gökalp’ten beri Türk Milliyetçilieri’nin faaliyet üssü hep dernekler olmuştur. Türk Ocakları, Milliyetçiler Derneği, Türkçüler Derneği… Siyasetin sık sık müdahale edip kapattığı dernekler.

Alparslan Türkeş: Gökalp’ten beri ilk defa
Gökalp’tan beri dedim… Türkçülüğün Esasları’nda “Siyasi Türkçülük” başlığını taşıyan kısa bir bölüm vardır. Şöyle biter, “Siyasette mesleğimiz halkçılık ve kültürde mesleğimiz Türkçülüktür”. Buradaki “halkçılık”tan Mustafa Kemal’in fırkası kastedilmektedir. Mustafa Kemal’in fırkası için Gökalp haklıdır.  Ancak bu satırların yazılmasından bu güne köprülerin altından çok sular geçmiş, siyasî iktidarlar sık sık Türk Milliyetçiliği’ne cephe almıştır. Fakat “siyasete bulaşmama” anlayışı uzun yıllar zihinlerdeki hâkimiyetini korumuştur.

CKMP ve MHP döneminin başında da bu tartışma devam etti. Parti ve siyaset Alparslan Türkeş’in savunduğu seçenekti. Tarih, bu seçeneğin ne kadar doğru olduğuna şahittir. Türk Milliyetçiliği’nin en hızlı büyüdüğü, en geniş gençlik kitlesine hitap edip onları kavradığı dönem milliyetçiliğimizin siyasete girdiği dönemdir. 1980’deki büyük güce bu sayede erişilmiştir. Bu seçimi yaptığı ve 1968- 1980 döneminde hareketi o zirveye taşıyan yoldaki liderliği için Türk Milliyetçiliği, Alparslan Türkeş Bey’e minnettardır.

Siyaset Türk Milliyetçiliği’ni on yıllardır erişemediği bir güce taşımıştır. Vakıa budur. Vakıa karşısında mantık teslim olmak zorundadır. Tecrübenin işaret ettiği gerçek şudur: “Milliyetçiler siyasete girmeli mi?” sorusunun cevabı kesin bir “Evet”tir.

Fakat siyaset her şey değildir. Milliyetçiler siyasete girmelidir ama milliyetçilik siyasetten ibaret hale getirilmemelidir.

Kitle partisi ve kavga

Başa dönelim: Birinci sebebi inceledik.. 1980 öncesi, siyasetle ideolojinin uyuşabileceğini gösterdi. Eksik ifade… Uyuşması gerektiğini gösterdi. O halde iki ve üç için de yapılacak bellidir. MHP iyiyse iyidir. Orada toplanırız. Değilse düzeltiriz. Düzeltemezsek başka çözümler ararız ama milliyetçiliğin siyasete dahli mutlaka olmalıdır, olacaktır.

Peki, son madde? “Kavgayı bıraktığımız için bu hale geldik” diyen izah? Aslında onun cevabı da kısmen veriliyor. Siyasete girmek demek, kafalar ve gönülleri kendi dünya görüşünüze ikna ettirme mücadelesine girmek demektir. Ülke için kendi programınızı uygulama mücadelesine girmek demektir. Yani siyaset fikrin taşıyıcısı olmak durumundadır. Siyaseti böyle anlar ve böyle uygularsanız mutlaka kavgaya devam zorundasınız. Hele bugünün Türkiye’sinde. Eğer öyle hissetmiyorsanız, kendinizi iktidar yolunda kolay uzlaşılır bir parti olarak, son zamanların moda tabiriyle “kitle partisi[3]” olarak görüyorsanız, siz milliyetçi siyaset yapmıyorsunuz demektir. O zaman yegâne kavga paylaşma üzerinedir.

1 Emin Sezgin, özel yazışma.
2 Beylerbeyi Uzun İbrahim Paşa, son nefesinde, infazı emrini veren Kara Mustafa hakkında padişaha “… yenilgi ve bozgundan ötürü böyle güçlü bir sadrazamı öldürülerek cezalandırmayı sakın düşünmesin… Ondan başka hiçbir sadrazam bu karışıklığın ve düşman saldırılarının önünü alamaz. “ tavsiyesinin iletilmesini i istemiştir. Bu tavsiye padişahı ikna etmemiş olmalı ki Kara Mustafa hakkında da siyaset uygulanmıştır.
3 Galiba insanlar, siz kendinize “kitle partisi” deyince, kitle de size oy verir zannediyor. ANAP ve DYP kitle partisi idiler. Onları tarihe gömen de ideoloji partisi AKP’dir.

Leave a comment