# Etiket
##GENEL

Ne Mutlu Türk’üm Diyene ! / Gültekin ÖZTÜRK

Ne Mutlu Türk’üm Diyene !..

Gültekin ÖZTÜRK

Mayıs 2012 ve sonrasında gündemimizin en çok konuşulan konusu/konularının ekonomi, Suriye/Irak/İran ve benzeri konular olacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Keşke Türkiye’nin gündemini muhalefet belirleyebilseydi de bizde bu konuları konuşsaydık. Yoksulluğumuzu/yolsuzlukları/hukuksuzlukları/ülkemizi bölme planlarına nasıl engel olabileceğimizi konuşup yazabilseydik.

Başbakana göre Nisan 2012 ve sonrasında gündeminin başında geçmişte yapılan darbeler/darbe girişimleri ve Yeni Anayasa konusu vardır.

Maalesef Türkiye’nin gündemini on yıldır Tayyip Bey belirlemektedir. Biz Başbakan ne konuşuyorsa onu konuşuyor onun gündemini yazıyoruz.

Pek çok yazımda 1982 Anayasasının sivil ve çağdaş bir anayasa ile değiştirilmesi söyleminin sanki milletimizin en önemli meselesiymiş gibi takdim edilmesi oyununa/saçmalığına değinmiştim.

Yeni anayasa hazırlanmasına katkı sağlamam için arkadaşlarımdan gelen önerileri de bu sebeple geri çevirmiş “ 2. Cumhuriyetçilerin oyununda figüran olmayacağım” diye kabul etmemiştim.

177 Esas, 19 geçici maddeden oluşan 1982 Anayasasında, 17 kez düzenleme/değişiklik/yenileme yapılmıştır. Anayasanın 26 maddesini yenileyeli/çağdaşlaştırıp demokratikleştireli daha iki yıl olmadı.
121 maddesi değiştirilmiş yürürlükteki Anayasanın 1982’deki ilk halini koruyan 56 maddesi kalmıştır.

1982 Anayasasının değiştirilmemiş maddelerinden 46’sı her çağdaş anayasada yer alacak evrensel hak ve ödevlerdir ki bildiğim kadarıyla bunlara herhangi bir itiraz da yoktur.
Anayasanın geriye kalan 11 maddesinin 5’i üzerinde de uzlaşılamaz bir tavır yoktur. Kelimeler üzerindeki itirazların giderilebileceğine dair taraflardan kuvvetli işaretler alınmıştır.

Bu durumda bizim 11 maddesi hariç zaten ileri düzeyde demokratikleştirip çağdaşlaştırdığımız sivil bir anayasamız vardır. (1)

Peki, şimdi etrafımızdaki ateş çemberi her gün biraz daha daralırken yeni anayasa yapmaya mecburuz söylemi ve bunu kabul ettirme çabaları da neyin nesidir/kimin isteğidir?

Yoksa amaç anayasanın üniter devlete ve Türklüğe vurgu yapan maddelerini değiştirmek midir?

Askerlerin yaptırdığı faşist 1982 Anayasasını mutlaka değiştirelim, yerine sivil/çağdaş bir anayasa yapalım söyleminin/çabalarının arkasındaki niyeti belirterek oynanan oyuna işaret etmiştim.(2)
Yeni anayasa yapmaya mecburuz şeklindeki bu dayatmaların akıl tutulmasının göstergesi olduğunu, Türkiye’yi bölmek isteyenlerce çok iyi kurgulanmış bu oyunun mutlaka bozulması gerektiğini, seyirci kalmanın bölücülerin değirmenine su taşımak olacağını söylemiştim/yazmıştım, yine yazıyorum:

Türk Milliyetçileri/Ülkücüleri sahneye çıkın ve bu oyunu bozun!

Şunu herkes çok iyi bilmelidir ki söylenenlerin/yapılanların nihai hedefi okullardan, kitaplardan, cadde/sokak/köy/şehir adlarından, sivil toplum kuruluşlarının faaliyet programlarından, dernek/vakıf tüzüklerinden hülasa devlet ve millet hayatından “Türk adını/Türklük bilincini” çıkartmak/silip atmaktır.

Bunun son ve en açık kanıtını Başbakan’ın Darüşşafaka’ya kabul edilme şartını değiştireceklerine dair yaptığı açıklamasında görmekteyiz.
Tayyip Beyin açıklamasına göre artık Darüşşafaka’ya kabul edilmek için “Türk-İslam” olmak yerine “Türkiye Vatandaşı” olmak yeterli olacaktır. (3)

Bu ve benzeri atılan bütün adımların, alınan kararların ve uygulamaların hedefinin, anayasanın 2-3-5-24 ve 66. maddelerini değiştirmek olduğundan hiç şüpheniz olmasın.
Amaç “Türk” adının ve Türklüğe vurgunun olmadığı bir anayasanın kabulüne ve muhtemelen “Federal bir devletin kuruluşu için” toplumu psikolojik bakımdan hazırlamaktır.

Göreceksiniz çok yakında vatandaşlık tanımının yapıldığı anayasanın 66. maddesindeki “ Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” ifadesi açıkça tartışmaya açılacak ve zaten uzun süredir dillendirilen “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına Türkiyeli denir” şeklinde değiştirilmesi istenecektir.

Büyük bir ihtimalle Haziran ayında anayasa ile ilgili kamuoyu ve Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu şu soruları konuşuyor olacaktır:

• Devlet, “Türkiye Devleti” mi, yoksa “Türk” Devleti diye mi nitelendirilecektir?
• Vatandaşlık tanımı yapılırken, “ Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese “Türk’tür” mü denecektir, yoksa “devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiyelidir” mi denecektir?
• “Türkçe” tek resmi dil olarak mı kalacaktır? Türkçeden başka diller de resmi dil olacak mıdır? Yoksa resmi dil konusuna anayasada hiç yer verilmeyecek midir?
• Türkiye tek ve merkezi bir devlet mi, yoksa özerk bölgelere bölünmüş bir federasyon mu olacaktır?
• Laiklik kavramı bugünkü gibi mi kalacaktır, yoksa değiştirilip yeniden tanımlanacak mıdır?
Eğer mevcut anayasanın bu konuları düzenleyen maddeleri korunarak, yeni bir anayasa yapılacaksa uzlaşma olur ve yeni anayasa yapılır.

Ancak bu hususlar yeniden düzenlenmeye kalkılırsa işte o zaman yer yerinden oynar ve Türkiye sonu nereye varacağı bilinmeyen bir yola girer.

Partilerimiz, vatandaşlarımız büyük bir iyi niyetle “Yeni Anayasanın bu hususlar değiştirilmeden” yeniden yazılacağına inanmakta veya böyle olması için de çaba göstermektedir.

Bana göre bugünkü koşullarda toplumsal uzlaşılaşma ile Cumhuriyetin laik/üniter ve Türk niteliklerini koruyarak yeni bir anayasa yapmak mümkün değildir.

Bu inancım sebebiyledir ki anayasa uzlaşma komisyonu kurulmasının da, MHP’nin bu komisyona üye vermesinin de vatandaşların anayasa için önerilerde bulunmasının da anlamsız olduğunu söyledim.

Çünkü çok iyi biliyorum ki Tayyip Bey kafasındaki anayasasından başka hiçbir görüşü/teklifi/öneriyi dikkate almaz/almayacaktır.

Hiç şüpheniz olmasın ki günü gelince Tayyip Bey kendi anayasasını masaya koyacak ve her konuda yaptığı gibi “İşte yeni anayasanız bunu kabul edin!” diyecektir.

Son Abant Platformu toplantısında hükümet, küresel ortakları ve sözcüleri, tamamen değiştirilmiş bir anayasa planladıklarını açıkça ifade ve teklif etmişlerdir.

Ben mümkün görmüyorum ama iktidar, meclisteki sayısal üstünlüğüne dayanarak mevcut anayasayı çöpe atıp, sil baştan yeni bir anayasa yapmayı istemektedir ve bunu her şeye rağmen deneyecektir.

Reform diye dayattıkları ve kabul ettirdikleri 4+4+4 bölünmüş eğitim yasasını meclisten geçirirken yaptıkları ortadadır ve bu son örnekte gelecekte yapacaklarının garantisidir.

Devlet ve millet hayatı için tehlike oluşturan da iktidarın toplumu gerdiği/böldüğü açıkça gözlenen bu “Ben yaptım oldu/olur” tutumunu ısrarla sürdürmesidir.

Korkarım ki biz darbeleri, hukuksuzlukları, konuşurken Suriye gibi kendimizi de bölünme tehlikesiyle karşı karşıya bulacağız.

Türklüğü yok etmek isteyenlerin her gün yeni bir mevzi kazandıkları ve amaçlarına bir adım daha yaklaştıklarını görmeme rağmen gelecekten umudumu kesmiş değilim.

Çünkü Türk Bilge kağan “Türk Tanrısı yeri/suyu öyle düzenlemiştir ki üste gök basmazsa, altta yer delinmezse devletini/töreni kim bozabilir, kendine dön!“ diye bana 1377 yıl öncesinden seslenerek umut verir.

Büyük Atatürk’ün “Benim önemsiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır! “ diye Devlet-i Ebed Müddeti işareti eden sesi kulaklarımda yankılanır ve mücadele gücümü/direncimi artar.

O sesleri duyduğumda böyle bir ecdadın varisi olduğum için kalbin heyecanla çarpar ve milletimin güzel geleceğin görerek Türk’ü yok etmek isteyenlere meydan okumaya başlarım.

Türk’üm, bu ad her unvandan üstündür!

Ey Türklüğün düşmanları bilesiniz ki Türk’e kefen biçenin ölümü korkunç olur!

Ne Mutlu Türk’üm Diyene!

(1) http://www.anayasa.gen.tr/1982ay.htm
(2) http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi42932-Yasasin_Yeni_Anayasa.html
(3) Darüşşafaka Cemiyeti 1863’de Türk-İslam çocuklarının gayrimüslimler karşısında iyi bir eğitim almasını sağlamak “eğitimde” Fırsat eşitliği yaratmak amacıyla kurulmuştur.

Leave a comment