Ülkücü Bellek

"KİTAP OKUMUYORSANIZ, TARTIŞMAYALIM!.."

Ülkücü  Bellek
YENİLER
Ziya GÖKALP: Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak
Ziya GÖKALP: Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak http://ulkucubellek.com/ZIYAGOKALPTIM/tim.html   Ziya Gökalp’in...
Hayati BİCE: TÜRKİSTAN RÜYASI
Hayati BİCE: TÜRKİSTAN RÜYASI Buradan Okuyabilirsiniz: http://ulkucubellek.com/hayatibice3/turkistanruyasi.html
GALİP ERDEM: Kendini Unutan Adam / Osman Oktay
GALİP ERDEM: Kendini Unutan Adam Osman OKTAY  “BİR ÜLKÜCÜNÜN...
Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi / Prof. Dr. İskender ÖKSÜZ
Değerli bilim adamı Prof. Dr. İskender ÖKSÜZ’ün -Ayhan Tuğcugil...
Alparslan TÜRKEŞ: 9 IŞIK VE TÜRKİYE
Alparslan TÜRKEŞ: Dokuz Işık ve Türkiye  Kervan Yayınları/1976   ...
Ülkücü Hareket Üzerine Notlar / Dr. Hayati Bice
Ülkücü Hareket Üzerine Notlar Dr. Hayati Bice Buradan Okuyabilirsiniz:...
Ziya GÖKALP: Makaleler-IV.Cild
Ziya GÖKALP: Makaleler-IV.Cild Ziya Gökalp’in İSLAM, İçtimaiyat, Halka Doğru...
“Güldür Yüzümü, Mevzu Derin”
Doktorlar da Yazar: “Güldür Yüzümü, Mevzu Derin”  -Dr. A....
Emir Timur’un Günlüğü : Tüzükat- ı Timur
Emir Timur’un Günlüğü  : Tüzükat- ı Timur Buradan Okuyabilirsiniz:...
Şahsenem’in Gözyaşları
Şahsenem’in Gözyaşları Dr.Hayati BİCE   Türk Ocakları’nda iki yıldır...
ELMA ve BIÇAK üzerine -Adnan Şenel ile Mülâkat-
ELMA ve BIÇAK üzerine Adnan Şenel’le mülâkat – Kısa...
Dr. Hayati Bice / BÜTÜN ESERLERİ
Dr. Hayati Bice / Bütün Eserleri DR. HAYATİ BİCE...

NECDET SEVİNÇ’TEN ÜLKÜCÜYE NOTLAR

Yücel AMİL
Necdet SEVİNÇ (23 Temmuz 2011)
Her gün ulu bir çınar aramızdan ayrılıyor ve asıl sevgiliye kavuşuyor.Bizim Anadolu, Hergün, Ortadoğu, Günaydın ve Kurultay gazetelerinde genel yayın müdürü ve köşe yazarı olarak görev yapan;“Yazarını Kurşunlatan Yazılar, Tutanak, Sanık Yazılar, Ferman, Ülkücüye Notlar, Ajan Okulları, Gaziantep’te Türk Boyları, Osmanlının Yükselişi ve Çöküşü, Osmanlı’dan Günümüze Misyoner Faaliyetleri, Eski Türklerde Kadın ve Aile, Osmanlılar’da Sosyo-Ekonomik Yapı, Arşiv Belgeleriyle Tehcir, Ermeni İddiaları ve Gerçekler, Pontus’la Hesaplaşma, Duruşmalar ve Acının Tadı” adlı kitapların yazarı Necdet SEVİNÇ 23 Temmuz 2011 tarihinde Rahmeti Rahmana kavuştu.Rahman ve Rahim olan Yüce Allah “Her canlı ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân; 3/185) buyuruyor. Bu ilahi emir gereği bir canlı olan Necdet SEVİNÇ te fâni âlemden gerçek âleme göçüp, Hakk’a yürüdü.Necdet SEVİNÇ; Tertemiz, saf bir Anadolu çocuğu, gerçek vatansever, müthiş bir Türk Milliyetçisiydi.

Asil bir ruha, mangal gibi bir yüreğe sahipti. Ehli namustu. Harama el uzatmamış, şaibelere ismi karışmamış, riyakârlık ve ihanet nedir bilmezdi. Emanet ehliydi, verdiği sözde durur ve yalan konuşmazdı. Olduğu gibi göründü, göründüğü gibi oldu.
Necdet SEVİNÇ baştanbaşa hikmet dolu Yunus’ça bir ömür, Yavuz’ca bir hayat yaşadı.

Yiğitti, sertti ve cesurdu. Azimli, imanlı ve kararlıydı. Çok zeki, akıllı, feraset sahibi, dümdüz adam gibi bir adamdı.

Dostlarına bağlı, dostluğu çok kavi, düşmanına yamandı. İhaneti sevmez, düşmanını affeder ama haini asla affetmezdi.

Vatan hainleri ve Türk Milletinin düşmanlarıyla makamı mevkisi, statüsü, kudret ve gücü ne olursa olsun bir ömür savaştı.

Her aklına geleni ve inanmadığı şeyleri yazmazdı. Yazdığından caymazdı.

O Allah’ın Rızasından başka bir gayeye hizmet etmedi. Allah’ın verdiği ömrü Allah yolunda tüketti. Rabbi’nden başkasına kul, Hz. Muhammed’den başkasına ümmet olmadı. Kimseden şefaat dilenmedi.

Yaratıldığı gibi dimdik durdu, eğilmedi, bükülmedi, kıblesini değiştirmedi. Paraya, pula, makama, şöhrete, şeytana ve şeytanlaşmış kudrete secde etmedi.

Servet ve şehvet peşinde koşmadı.. İnandığı davanın isimsiz neferi olmayı tercih etti.
Necdet SEVNÇ;iki sefer silahlı saldırıya uğramış yara almış, ülkücü davanın cengâver gazilerindendi. Vücudunda taşıdığı kahpe kurşun izleri onun gazilik beratı ve ahret şahidiydi.

Defalarca yargılanmış iki yüz yıla yakın hapsi istenmiş, 12 Eylül cehenneminden önce ve sonra Bayrampaşa, Paşakapısı,  Silivri, Daday ve Tercan cezaevlerinde 60 ay çile doldurmuştu.

Değerli gönül dostlarım;

Necdet SEVİNÇ akciğer kanserinden vefat etti.

Kanser tedavisi olmayan her yönüyle çok zor bir hastalık. Teşhisi, tedavisi, ilacı, bakımı, masrafı, maliyeti her şeyiyle çok çok çetin bir illet. İnsanı suyun sabunu eritmesi gibi eritiyor, adeta taksit taksit alıp öteki aleme götürüyor.

Din âlimlerinin ittifakla kabul ettiği içtihada göre çaresi bulunamayan hastalıklardan ölenler hükmi şehit sayılıyor. Kanserde bu çaresiz hastalıklardan biri.

Zaten gazi olan Necdet SEVİNÇ’te bu hastalık nedeniyle ruh teslim ettiğine göre inşallah hükmi şehit olarak Rabbi’ne kavuştu.

Necdet SEVİNÇ’in hastalık seyrini tetkik ettiğimizde; sorgulanma, tutukluluk ve hapis yattığı süreçte uygulanan maddi ve manevi işkencelerin çok ciddi bir etkisi olduğu görülmektedir.

Merhum Ferhat Tüysüz ve binlerce ülkücü Yusuf Yüzlü, Yusufiyeli yiğit zindanlarda sistematik olarak uygulanan işkence ve beslenme sonucu kansere yakalandı ve halen kanser riski taşıyan binlerce mağdurumuz var.

Necdet SEVİNÇ;şamatasız gürültüsüz, gösterişsiz sade bir hayat sürdü ve sessiz sedasız Mevlâ’sına kavuştu.

Sıradan bir yazar, silik bir sanatçı öldüğünde günlerce özel programlar yapan hatta yas ilan eden resmi ve özel yayın kuruluşları onu gündemlerine bile taşımadılar.

Çok kimse onu anlayamadı. Çünkü hiç kimsedeki vatan sevgisi onun vatan sevgisi kadar büyük değildi.

Turancıydı, ömrünü Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi sevdasıyla tüketti.

Türkiye’yi çağlar üzerinden sıçratarak lider ülke yapmak, Milliyetçi Türkiye’yi kurmak,150 milyon Türkü tek bayrak altında birleştirmek, İslâm Âlemini kurtarmak, tüm Cihana hükmetmek gibi yüce bir ideali vardı.

Değerli gönül dostlarım;

Biz
onu anlayamadık, çok ihtiyacımız olmasına rağmen ondan yeterince yararlanamadık.

Yeni ülkücü olduğumuz yıllardı. Erzurum lisesinde okuyordum. Her şeyi merak ediyor ülkücü ağabeylerimize soruyor yeni şeyler öğrenmeye çalışıyorduk. Zaman zaman Atatürk üniversitesine gider seminerlere katılırdık.

Okul hayatımız sıkıntılı, okul yönetimi ve öğretmenlerimizin çoğu bize karşı tavırlı, aile büyüklerimiz ise endişeliydi.

Vatan sevgimiz her geçen gün biraz daha kuvvetleniyordu. Her şeyi bildiğimize, tüm Dünyayı yönetebileceğimize inanıyorduk.

O yıllarda basın yayın organları yoğunlukla Türk Milliyetçilerine düşman olan mihrakların elindeydi.

Gazetelerde, haberler bir gün gecikmeli verilirdi.

Erzurum’a en erken gelen gazete baskıdan iki veya üç gün sonra ulaşırdı.

Köylünün en büyük lüksü, bir iki orta halli ailelerin elinde bulunan, odanın en itibarlı köşesini işgal eden sandık büyüklüğündeki hantal radyolardı.

Acans saatinde tüm köylü radyolu evin eyvanında toplanır çıt çıkarılmadan haberler dinlenilirdi. Özellikle akşam acansı hiç sektirilmezdi.

Çok fazla kitap bulamazdık. Her ülkücünün defalarca okuduğu, koltuğunun altında taşıdığı bir kaç temel kitap vardı. Başbuğ’un yazdığı; “Türkiye’nin Meseleleri”, Kurt Karaca’nın(Fikret Eren); “Milliyetçi Türkiye”si ve Zekeriya Beyaz’ın; “İslam ve Milliyetçilik” favori kitaplarımızdı.

Milli çizgide bir kaç dergi çıksa da ulaşmak oldukça zordu.

İstisnasız hepimizin mutlaka okuduğu “Bizim Anadolu Gazetesi” vardı.

Bizim Anadolu Gazetesinin en fazla okuyanı Erzurum’da olmasına rağmen dağıtımı engellendiği için Erzurum’a çok gecikmeli geliyordu. Daha doğrusu ara sıra geliyordu. Gelinceye kadar da zaten gazetenin canı çıkmış oluyordu. Bazen de birkaç günlük gazete bir arada gelirdi.

Gazete elimize geçtiği an eski yeni demeden işi gücü bırakır Necdet SEVİNÇ’ten başlar hiç ara vermeden bir nefeste satır satır her yerini okurduk.

Necdet SEVİNÇ gönlümüzün sultanıydı. Bizim kuşaktaki ülkücülerin tamamı onu tanır, sever, okur, ona inanır ve çok güvenirdi. 67 ilin İstanbul, Ankara ve Genel Merkezle irtibatını o sağlardı.

Ülkücü Teşkilatların gözü kulağı ondaydı. Verdiği mesajlar liderin talimatları olarak algılanır ve uygulanırdı.

Ülke meselelerini takıp eder çok akıllı, isabetli analizler yapardı. Bir makalesinde bazı iddialar ileri sürerek, yetkili makamlara; 72 saat süre veriyorum. Eğer siz bir açıklama yapmazsanız ben elimdeki belgeleri açıklayacağım.” Demişti. Ne yazık ki 72 saat dolmadan gazeteyi basan eşkıya bozuntuları Necdet SEVİNÇ’i kurşun yağmuruna tuttular. O daktilosunu saldırganın kafasına indirip oyunu bozmuş ölümden kurtulmuştu. Bu maruz kaldığı ilk silahlı saldırıydı.

Hastaneden yaralı vaziyette yazdığı cevap yarım asır geçmesine rağmen o neslin hala kafalarında, gönüllerinde ve geçmişlerinde kazılı muhteşem bir hatıra olarak durmaktadır.

Bu zavallıların ağa babalarına sesleniyorum. Bir dava adamının ölüm korkusu endişesi olmaz. Ben hiçbir zaman kalem efendisi olmadım. Kalem efendiliğine de özenmedim. Kalemi bırakıp silaha sarılmam hiçte zor değildir. Silahı elime aldığımda ise iki, üç metre mesafeden dört kurşun sıkıp sadece birini isabet ettirecek kadar elim titrek ve beceriksiz değildir.” Diyordu.

Kars’tan İzmir’e, Hakkâri’den, Edirne’ye, tüm Türkiye ayaklanmış ülkücü camia ayağa kalkmıştı. Olay nefret ve şiddetle kınandı, mafya bozuntularına gereken ders verildi Allah’a şükür Necdet Ağabey kısa sürede iyileşti ve sağlığına kavuştu.

Yoğunlukla makalelerinden oluşan o meşhur kitabını yazdı ve “Yazarını Kurşunlatan Yazılar”  ismini verdi.

Değerli gönül dostlarım;

Necdet SEVİNÇ’in her yazdığı yazı ve kitap sadece ülkücü camiada değil tüm Türkiye’de ses getirirdi.

“Ülkücüye Notlar” 1974 yılında kitaplaşınca kızılca kıyamet koptu. Komünistler, masonlar, sermayenin ağa babaları, sendikalar, legal ve illegal ne kadar şer örgütü varsa hepsi, onların yerli ve yabancı işbirlikçileri bütün imkânlarını kullanarak Necdet SEVİNÇ’e ve ülkücü kadroya saldırmaya başladılar. Hatta TBMM gündemine taşıdı meclis kürsülerinde en yetkili şahıslar ağızlarından salyalar akıtarak “Ülkücüye Notlar”ı eleştirdiler. Köşe yazarları, gazete manşetleri yıllarca “Ülkücüye Notlar’ı” gündemde tuttu saldırılarına devam etti. Korsan bildiriler dağıttı tatmin olamadı miting meydanlarına taşıdılar. Solcuların Meşhur Tandoğan Mitinginin ana teması Necdet SEVİNÇ ve “Ülkücüye Notlar” kitabıydı.

Bu kitabın 26. Sayfasında yer alan bir liderin kararlılığını ortaya koymak için kullandığı; “Emanet olan davayı kucakladım. Hiç arkaya bakmadan, tereddütsüz, hiç bir şeye aldırmadan yürüyorum. Hızlanıp koşmak gayreti içindeyiz. İleriye gittikçe geride kalmayıp beni takip edin. Bu mücadelede herhangi bir sebeple ben düşersem bayrağı kapın, daha ileriye gidin. Geriye dönersem vurun. Davaya katılıp geriye dönen herkesi vurun!” ifadeleri aynı çevrelerce hala istismar edilmektedir.

Ülkücüye Notlar bir idealin özeti, her ülkücünün rehberi, teşkilatların, teşkilatlanmaların kılavuzuydu.

Değerli gönül dostlarım;

Kader bizi yıllar sonra onunla sanal bir âlemde aynı pencerede yan yan a getirdi. Onu hep sevdim, alkışladım, takıp ettim ve en büyük hayranlarından biriydim. Demek ki rabbim sevenleri bir şekilde bir kavşakta buluşturuyor.

Onun, Ülkücüye Notlar’ından yorumsuz özet bazı alıntılar eklemek istiyorum:

Necdet SEVİNÇ “Ülkücüye Notlar” kitabında; “Milliyetçi olmak, Türk Milleti’ne karşı görevli olmak demektir. Görev verilmemiş olsa bile her milliyetçi kendini TÜRKİYE’Yİ ve TÜRK MİLLETİNİ bu gerilikten, bu yokluktan ve tarihi şerefimizle asla mütenasip olmayan bu zilletten kurtarmak için vazifeli saymalıdır.”

Bir başka sayfada; “Kendine yönetilen iddiaları çürütmeye çalışan kadrolar bunu asla başaramaz, iddia sahiplerinin iddialarının propagandasını yapmış olurlar.”

“Dış güçler yerli ajanlar vasıtasıyla daha önce nasıl Türk müsün? Müslüman mısın? tartışması çıkarıp milliyetçi güçleri bölmeye çalıştılarsa yarın da başka sloganlarla ortaya atılacak çirkin isnat, iftira ve yalanlarla coşkun gençliği küstürerek mücadele dışı bırakmak isteyeceklerdir.”

Türk düşmanlarının ağzıyla konuşup, bölünme ve çalkantılara yol açacak davranışlarda olan varsa bunları uyarmak ikna ve ikaz etmek gerekir. Buna rağmen bozgunculuğa devam ediyorlarsa teşkilata bildirmek gerekir.”

“Cesuru korkaktan, aktifi pasiften, idealisti oportünistten ayıracak ve kimin ne olduğu büyük imtihandan sonra belli olacaktır.”

“Teşkilatta Disiplin; Türk Milliyetçisinin bütün hayatını, ideolojisinin emrine vermesi, şahsı ailesi, akrabası, arkadaşı ve hatta aşkı ile ilgili düşüncelere galip gelerek ferdin kendisini milletine feda etmesi demektir.”

“Düzenin ebleh geri zekâlı sefil, siyasi zekâdan yoksun, memleket gerçeklerinden uzak, hatta Türk bile olmayan bir takım türedilere iktidar olma şansı tanıyışı bu gün Türkiye’mizi maalesef dünkü uşaklarına el açmak zorunda bıraktığı gibi, gençliği de aşağılık duygusuna sürükleyerek milli şahsiyetten uzaklaştırmıştır.”

“Yalnız Anadolu Türklüğünün değil, yeryüzündeki bütün Türkleri kurtarmak gibi bir soylu ülküye gönül veren Türk Milliyetçileri; inançta birlik, hedefte birlik, kararda birlik, metot, cesaret ve harekette birlik içinde olacak, özel hayatlarında ve yaşantılarının her bölümünde iddialarına uygun hareket ederek, inançlarına bağlılığı göstermek ve bu bağlılığın kendilerine kazandırdığı üstün karakteri çevreye ispat etmek zorundadır.”

Ülkücülük,“Türklük için savaşmak; şartlar ne kadar olumsuz, düşman ne kadar kancık, dost ne kadar kahpe ve hedef ne kadar uzak olursa olsun savaşmak savaşmak savaşmaktır.

BU SADECE İDEALİSTÇE BİR DAVRANIŞ DEĞİL AYNI ZAMANDA İLAHİ EMRİN TAHAKKUKU İÇİN BİR CİHATTIR.”

Dünyanın neresinde bir Türk varsa bizim tabiî hudutlarımız oradan başlar!..

Her şeye rağmen şuna inanıyoruz ki, süper güçlerin gizli ve açık teşkilatları, beşinci kolları ve onların yerli işbirlikçileri karşısında Türk DEVLETİNİN var oluş mücadelesini veren Türk Milliyetçileri, her türlü entrikaya galip gelerek kâinatı Türkün Bayrağına selam durmaya mecbur edecektir.”

Necdet SEVİNÇ zaferin tek kaynağı inançtır, diyor ve devam ediyor;

“İnanç kuvvettir,
Büyük kuvvettir,
En büyük kuvvettir.
Çünkü, akıl insanı harekete sevk etmez, inanç sevk eder.zeka yol göstermekle yetinir.
Hamle gücünü inanç verir.
Her canlı için mutlak olan ölümden duyulan endişe inançla aşılır.
Türk milliyetçisi için mutluluk mücadele mücadele mücadele demektir.
Mücadelenin zamanı yoktur.
Mücadelenin mekânı yoktur.
Mücadelenin mesaisi yoktur.

Felakete uğramak, suikastlara maruz kalmak, zindanlara atılıp ipe çekilmek mağlubiyet sayılmaz. Asıl mağlubiyet, bu felaketlerden yılıp,cesaret ve mücadele azmini kaybetmekle başlar ve gerçek bozgun budur.

Unutmayınız:

Bir Türk Milliyetçisini kendisinden başkası mağlûp edemez.” Diyor.

Değerli gönül ve dava adamı Yavuz Bülent Bakiler onun için;

“Yazılarını okuduğum, kitaplarını elime aldığım zaman gördüm ki Necdet Sevinç, yaşça benden küçük olmasına rağmen, başça benden büyüktür. Kalemiyle, fikriyatıyla, cesaretiyle ve Türk milliyetçiliğine yaptığı hizmetlerle, beni çok gerilerde bırakmıştır. Ona imrenmeye başladım ve ondan Antep Ağası diye bahsettim. Necdet Sevinç, hem bizim ağalarımızdandır hem de ağabeylerimizden.”
demiş.

Biz başka ne diyelim;
Mekânın cennet, makamın yüce olsun Necdet Ağam.
O çerçeveye hep hüzünlü bakacağım.
Bıraktığın emanete sahip çıkılabilecek mi?
Bilemiyorum!…

Bir Cevap Yazın

WP-Backgrounds Lite by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann 1010 Wien