Ülkücü Bellek

"KİTAP OKUMUYORSANIZ, TARTIŞMAYALIM!.."

Ülkücü  Bellek
YENİLER
Yasal Bilgilendirme ve Uyarı
Yasal Bilgilendirme ve Uyarı Bu sitede linklerine yer verilen eserlerin...
Hoca Ahmed Yesevi / Divan-ı Hikmet 8. Baskı Kitabevlerinde…
Hoca Ahmed Yesevi / Divan-ı Hikmet [ Aktaran: Dr....
Hayati BİCE: TÜRKİSTAN RÜYASI
Hayati BİCE TÜRKİSTAN RÜYASI 3. Baskısı ÇIKTI !..    ...
Kitab-ı Dede Korkud (Dresden Nüshası)
Kitab-ı Dede Korkud (Dresden Nüshası) Buradan okuyabilir ve bilgisayarınıza...
Ziya GÖKALP: Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak
Ziya GÖKALP: Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak http://ulkucubellek.com/ZIYAGOKALPTIM/tim.html Ziya Gökalp’in 1918...
Alparslan TÜRKEŞ: 9 IŞIK VE TÜRKİYE
Alparslan TÜRKEŞ: Dokuz Işık ve Türkiye  Kervan Yayınları/1976   ...
Ziya GÖKALP: Makaleler-IV.Cild
Ziya GÖKALP: Makaleler-IV.Cild Ziya Gökalp’in İSLAM, İçtimaiyat, Halka Doğru...
“Güldür Yüzümü, Mevzu Derin”
Doktorlar da Yazar: “Güldür Yüzümü, Mevzu Derin”  -Dr. A....
Şahsenem’in Gözyaşları
Şahsenem’in Gözyaşları Dr.Hayati BİCE   Türk Ocakları’nda iki yıldır...
ELMA ve BIÇAK üzerine -Adnan Şenel ile Mülâkat-
ELMA ve BIÇAK üzerine Adnan Şenel’le mülâkat – Kısa...
Dr. Hayati Bice / BÜTÜN ESERLERİ
Dr. Hayati Bice / Bütün Eserleri DR. HAYATİ BİCE...

Temmuz 3, 2019
N. F. Kısakürek: ZİYA GÖKALP

NFK / SAHTE KAHRAMANLAR’DA ZİYA GÖKALP
s.71-77

Ziya Gökalp… Mehmed Ziya! 1875’de, Diyarıbekir’de doğdu. Dinde lâûbali baba terbiyesi aldı. Diyarıbekir’de Rüştî ve İdadî tahsilini bitirdi. Fransızcaya çalıştı.

Ziya Gökalp kurtuluş getirecek büyük mütefekkirin yakınlarına kadar yaklaşmıştır.

Fakat girememiştir içeriye; ve tam aksine, dönmüş, herşeyini feda etmiş. (Feliks Kulpa) mânasındaki mütefekkirin ta kendisi olmuştur. Demin dokunduğumuz nefs muhasebesinden bir şey yaşar gibi oluyor onda… Genç çağında kendisini vuruyor. İçinde yaşadığı yeni ve sahte dünyaya inanamaz oluyor. Dayanamıyor bu sahte âleme ve hakikati arıyor. İntihar ediyor. Kurtarıyorlar onu…

Bu bir nefs muhasebesi başlangıcıdır. Fakat kendisini sadete götürmedi. Aksine, tersine götürdü. İstanbul’da Baytar mektebine giriyor. Yarım tahsil… İttihat ve Terakki hareketi… Selânik… «Genç Kalemler» dergisi.. Ve İttihadın «Merkez-i Umumi» âzası, (ideolog)u, fikriyatçısı oluyor. Sade Türkçe ve Türkçülük cereyanının sahibi… Bu sade Türkçede hizmeti vardır. Benim neslim, ana dilimizle yazanlar, o cereyana borçluyuz kendimizi… Yalnız burada bir incelik var. Sade Türkçe ile uydurma Türkçe arasındaki fark… Biri ananım babamın dili, öbürü kurbağaların dili… Türkçülüğüne gelince… (Feliks Kulpa)ların en büyüğü… Çünkü kendi (orijinal) bir filozof değildi. Bir sistemin sahibi değildi, bir esas getirmedi. (Emil Dürkaym) isimli (sosyolog) ve filozof bir Fransızın kopyacısı oldu. Kopyayı da aslına sadık kalarak yapmadı. Çünkü – burası en ince nokta, (Emil Dürkaym) m kafasında, anlayışında, milliyetçilik, ruhi muhtevanın, yani inanılan şeyler mecmuunun, bilhassa dinin, o milletin hususiyetlerine serptiği renkler ve çizgilerden meydana gelme duygu… Milliyetçilik budur! O, bunu, İslâmiyeti kaldırıp yerine bir şey getirmek suretiyle telâfi yoluna saptı. Yani Reşit Paşadan beri gelen İslâm düşmanı hareketi, İslâmın ruhunu anlayıp ona göre çürüğe çıkaracağı yerde, aksini yaptı. İslâm düşmanlığında hepsinden ileri gitti. Fakat temel- sizliğini de anladı, İslâm yerine Türkçülüğü getirmeye ye kalktı. Biııaaleyh, bilinmesi lâzımdır ki, -kimsenin taassubuna hitap etmiyorum; yalnız, hak ve vicdan duygusuna hitap ediyorum!-, İslâmiyetin yaptığı o muazzam fütuhatın, ruhî ve maddî o muazzam hamlenin yerine, manevî bir unsur olarak ırkçılığı getirdi. Evvelâ ustasına (Dürkaym) sadakatsizlik gösterdi. Çünkü (Emil Dürkaym)ı okuyan, milliyetçiliğin ruhî muhteva üzerinde tecelli etiği (doktrin) inden ötürü, onun kıymeti İslâmiyete vermesi gerektiğini anlar. Hem onun çırağı oldu, hem de ustasına, ustasının (doktrin) ine sadakatsizlik etti. Felsefe tahsili yapanlar bu hakikati bilir. Türkçülüğü de İslâmiyeti bir şeyle değiştirmek için benimsedi. Buna vesika isteyenler benden derhal laboratuar tecrübesi kadar emin bir şekilde senet talep edebilirler. İki tane vesika: Birini şimdi okuyacağım. «Türkçülüğün Esasları» nı okuyanlar onun İslâmiyete karşı tavrını anlar:

Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur,

Köylü anlar mânasını namazdaki duanın,

Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur’ân okunur,

Küçiik büyük herkes bilir buyruğunu Hüda’nın

Ey Türk oğlu, işte senin orasıdır vatanını!

Bu şiiri yazan İslâmiyeti feda ediyor demektir. Kur’ân’a Türkçe demek topyekûn İslâm ölçülerini ve Allah’ı inkâr etmeye müsavidir. Çünkü Kur’ân ne şudur, ne budur, ne Türkistan, ne bilmem ne dediği gibi, ne de Arapçadır. Kur’ân Allah’ın Arapça üzere inzal ettiği öz kelâmıdır ve Arapça dahil, hiçbir lisan ile kıyas ve iştirak kabul etmez bir keyfiyettir. Bu sırrı anlatabilmek ve anlayabilmek için, Yunus Emre’nin dediği gibi, bir ömür, toprakla kepeği birbirine karıştırıp yiyebilmek lâzımdır.

Bu arada, Ziya Gökalp’in, Allah’a karşı tavrına ait bir müşahede… Tarihin ve kimsenin bilmediği bir hadise… Benim 40 yıllık bir hatıram!

Bundan 40 küsur yıl önce, Abdülhak Hâmîd’in evinde bir hanımefendiyle tanıştım. Bu hanımefendi, ömrü Avrupa’da geçmiş, ne Ziya Gökalp’i tanıyan, ne Türkiye’yi ve Türk edebiyatını bilen, züppe, Avrupalılaşmış, bir kimse… Kimsenin, kastla, ne lehinde olabilir, ne aleyhinde… Ben Abdülhak Hâmid’e, Ziya Gökalp’in dinsizliğinden bahsederken birden doğruldu ve aynen şunları söyledi:

—      İstanbul’a gelişlerimden birinde hastalandım ve Fransız Hastahanesinde yattım. Bitişiğimdeki odadan garip sesler geliyordu. Kim olduğunu, bu sesleri çıkaran hastanın kim ve ne olduğunu sordum. Meşhur Ziya Gökalp, dediler. Mebusmuş, profesörmüş… İsmini bile yeni duyuyordum. Öldüğü gece, başını duvarlara çarparak, sabaha kadar, Allah’a en galîz kelimelerle sövdü. O kadar fena oldum ki, bu hal karşısında, odamdan çıkıp başka bir yere sığındım. Öğrendiğime göre Allah’a inan-mazmış… Hem Allah’a inanma, hem ona söv! Duyulmamış, görülmemiş şey!..

Ben bu konferansı ilk defa, Ankara’da, Dil-Tarih Fakültesi konferans salonunda verirken, tam bahis bu noktaya gelince biri ayağa kalktı ve bağırdı:

—      Yalan! Olamaz!

Dinleyenlerin adam aleyhindeki sert tezahürlerini önledim ve adama hitap ettim:

—      Yalan kelimesini nasıl ağzınıza alabiliyorsunuz?

Cevap verdi.

—      Sizin için değil, o hanım için söylüyorum!

Cevap verdim:

—      Asıl o hanım yalancı olamaz! Zira şununla, bununla alâkasız, şahsî âleminde ve dışariyle irtibatsız bir kadın… Böyle şehadetler tarih ölçülerince en makbulleridir. Onlara «istikrâî – kendinden» vesika denilir ve hiçbir garaz ve ivaz kollamadığı için en emin şehadet göziyle bakılır. Bu Ölçüyü muhafaza edecek olursanız, her türlü peşin kasttan âzade bu hanımı doğrularsınız!

Kadın hakkında bu görüşüm tamamiyle yerindeyken, ille onun verdiği vesikaya istinat diye de bir şey yoktu ortada… Din ve İslâm düşmanlığına Ziya Gökalp’in, bizzat eserleri şahitti. Fakat o hanımın şehadetinde de; kahraman sanılan zatın ruhundaki maraza ait korkunç bir delâlet tütüyordu.

***

İttihat ve Terakki kadrosu ve bugünküler!.. İttihat ve Terakki kadrosu mason kuklası ve komitacı kılıklı (Don Kişot)lardan ibaret… Bir baştan bir başa… Birinci Dünya Harbinde Enver Paşa, Erzurum’a geldiği zaman, 35 bin kişilik canım gibi bir kolorduyu, Allahuekber dağından aşırmıştır ve öbür tarafa ancak bir manga asker inebilmiştir… (Don Kişot)… Birdenbire dibi delik keseden akıp giden İmparatorluk… Ve birtakım (Don Kişot) tipler ve icraat… Bütün İttihat ve Terakki… O sırada Talat Paşa birine anlatmış, o da hatıratında yazmıştır: Beylerbeyi Sarayını ziyaretlerinde, Abdülhamîd’i secdede görüyorlar, dua halinde… Sultan ağlıyor:

“Yarabbi bana bu yapılanları affetmiyorum, huzurunda helâl etmiyeceğim! Şahsıma değil, milletime

yapılmış olmasından…”

Enverle Talât motora bindikleri zaman Beylerbeyi Sarayından, «başımıza ne geldiyse bu adamın yüzünden…», sözünü söylemiş ve ağlamışlar…

İttihat ve Terakki bir baştan öbür başa sahte kahramaıılar sirkidir. Ucuz kahramanlık özentisi ve sahtesi, içice… Ondan sonraki devir malûm… Maddede kurtarılan milletin ruhta batırılışı…

Şimdi kendi içimize gelelim. Bunca yıllık çilemize gelelim. İşte bunca yıldır biz bu çilenin içindeyiz. Hamdolsuıı Allah’a ki, aranızdan böyle bir tekzip sesi çıkarken çok büyük bir tastik sesi çıkaran bir gençliğe malik bulunuyoruz. Evet, hâlâ tam hâkimiyetimizi fikirde tesis edemedik. «Yolumuz, Halimiz, Çaremiz» isimli konferansta zuhur yolumuzu kanun diye göstermiştik. Zuhur yolumuz kanunîdir. Kanuna dayanıp hiçbir şeyden korkmamak ve kanunun serbest bıraktığı hareket dairesinde zuhur etmek, tecelli etmek…

Kâinatı muhasebe edecek, Doğu ve Batı arasındaki mahsup sırrına ulaşacak bir nesli yetiştirme peşindeyiz, bu nesli yoğurmaya çalışıyoruz. Bir şiirimde şöyle derim:

Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,

Daha keskin eliyle, başını ensesinden,

Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;

Yerleştirse başını, iki diz kapağına;

Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?

Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi!

İşte bu ruh cehdine erecek yeni nesil… Bir avuç kumla bir avuç toz şekerini karıştırdıkları bir tarihin ve bir hesap gününün içindeyiz. (Pens)le, tek tek, kum ve şeker diye ayıracak, bu kadar derin bir tefrik ölçüsüne erecek bir nesil… Büyük (entellektüel)i yetiştirecek olan nesil… Kutlu suç, mesut ve mağrur (Feliks Kulpa) lar yerine mahzun, mazlum, mahpus, mahkur ve küfür maymunlarınca menhuş, menfur İslâmiyeti bütün hakikatiyle vazedecek bir nesil… Bütün dünyaya yaşanmaya değer hayatı öğretecek, örnekleştirecek, Batı’ya çektiği ruh buhranının devasını gösterecek ve 140 yıllık taklit maymunları hârâsma girip hepsini birden iğdiş edecek bir nesil… Artık onlardan, küfür soyundan nesil istemiyoruz!..

Gençler!

Bizim beynimiz düşünmekten, dilimiz dönmekten, kalemimiz cızırdamaktan kan-ter içindedir. Bu neslin maymunluktan döndürülüp insanlaştırılması yolunda mayanın tam tuttuğunu gördüğümüz gün, ölümü bir şerbet gibi, rahat rahat içebiliriz. «Ben-i İsrail»in «arz-ı mey’ud»u beklemesi gibi bir nesil bekliyoruz. Bir nesil ki, kendine yakın Müslüman, nesilleri bile sevmesin, beğenmesin… Tıpkı bir velîye dedikleri gibi: «Siz zamanımızda sahabiye eşsiniz!» O da şu cevabı vermiş: «Siz nasıl bana bunu söylüyorsunuz? Eğer sahabileri görseydiniz, onlara deli derdiniz; onlar da sizi görseydi, bunlar Müslüman değil derlerdi!» İşte bu tefriki yapacak bir nesil…

Sözlerimi bir misalle bitereceğim: Arada bir radyoda duyuyoruz, biri yaralanıyor, kan isteniyor; «Sıfır grubu, R-H negatif kana ihtiyaç var, aman koşturun!» Ben size depolarla muhtaç olduğumuz kanı söyliyeyim: Sıfır grubu yerine namütenahi grubu, R-H yerine A-R, Allah ve Resulü remzini taşıyan kan…

WP-Backgrounds Lite by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann 1010 Wien