Ülkücü Bellek

"KİTAP OKUMUYORSANIZ, TARTIŞMAYALIM!.."

Ülkücü  Bellek
YENİLER
Hayati BİCE: TÜRKİSTAN RÜYASI
Hayati BİCE TÜRKİSTAN RÜYASI 3. Baskısı ÇIKTI !..    ...
Yasal Bilgilendirme ve Uyarı
Yasal Bilgilendirme ve Uyarı Bu sitede linklerine yer verilen eserlerin...
Kitab-ı Dede Korkud (Dresden Nüshası)
Kitab-ı Dede Korkud (Dresden Nüshası) Buradan okuyabilir ve bilgisayarınıza...
Hoca Ahmed Yesevi / Divan-ı Hikmet 8. Baskı Kitabevlerinde…
Hoca Ahmed Yesevi / Divan-ı Hikmet [ Aktaran: Dr....
Ziya GÖKALP: Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak
Ziya GÖKALP: Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak http://ulkucubellek.com/ZIYAGOKALPTIM/tim.html Ziya Gökalp’in 1918...
Alparslan TÜRKEŞ: 9 IŞIK VE TÜRKİYE
Alparslan TÜRKEŞ: Dokuz Işık ve Türkiye  Kervan Yayınları/1976   ...
Ziya GÖKALP: Makaleler-IV.Cild
Ziya GÖKALP: Makaleler-IV.Cild Ziya Gökalp’in İSLAM, İçtimaiyat, Halka Doğru...
“Güldür Yüzümü, Mevzu Derin”
Doktorlar da Yazar: “Güldür Yüzümü, Mevzu Derin”  -Dr. A....
Şahsenem’in Gözyaşları
Şahsenem’in Gözyaşları Dr.Hayati BİCE   Türk Ocakları’nda iki yıldır...
ELMA ve BIÇAK üzerine -Adnan Şenel ile Mülâkat-
ELMA ve BIÇAK üzerine Adnan Şenel’le mülâkat – Kısa...
Dr. Hayati Bice / BÜTÜN ESERLERİ
Dr. Hayati Bice / Bütün Eserleri DR. HAYATİ BİCE...

Ağustos 31, 2012
MHP Yönetimine Adaylara ve Yönetenlere – I / Gültekin ÖZTÜRK

MHP Yönetimine Adaylara ve Yönetenlere  – I

Gültekin ÖZTÜRK

Bu ses, her konuda yapılanlar/söylenenlerle ilgili gerçekleri bilmeden, sormadan, araştırmadan, akıl süzgecinden geçirmeden küfür/hakaret etmeyi marifet/muhalefet etmek sayan sanal sarhoşların/gafillerin sesi değildir.

Bu ses, şahsi ikballerinden başka bir şey düşünmeyenlerin, hırslarına, kinlerine esir olmuş, kendilerine bile hayrı olmayan “geçmişin hayali ile yaşayan” iflah olmaz slogancı zihniyetin de sesi değildir.

Bu ses, istendiğinde her türlü insani, dini, milli değerleri ayaklar altına alan/alabilen “yerli veya yabancı marka tasmalı” kiralık dolmakalemlerin, Saros beslemelerinin sesi de değildir.

Bu ses, Türk Milliyetçi/Ülkücü Hareketini “değişim” diyerek küresel gücün emrinde “Ilımlı Milliyetçiliğe dönüştürmek” isteyen küresel fitnenin ve onun akıl almaz kışkırtmalarını planlayan gönüllü kölelerinin şeytani sesi de değildir.

Bu ses, içinde bulunduğumuz duruma haklı olarak tepkili ancak küresel fitnenin ileri propaganda yöntemleri ile yönlendirilmiş haberlere göre düşünen veya kendince haklı sebeplere dayanmakla beraber uygunsuz zaman/zeminde, insafsızca ölçüsüz sözlerle Ülkücüleri düşman kutuplara bölen/bölecek olan “ haklı, fakat yanlış yöntemler kullanan” milliyetçi arkadaşlarımızın da sesi değildir.

Bu ses, MHP’ye Genel Başkan veya yönetici arayanların ya da dillendirilen adayların herhangi birinin de sesi değildir.

Bu ses, 1966’dan beri “Türk Milli Ülküsü ve teşkilatlarının” hizmetinde her mevkide görev yapan, hiçbir çıkar/ikbal/şöhret beklentisi olmadan sadece “Allah rızası, milletin bekası için” her türlü fedakârlığı yapmış/yapan ve yaşı nedeniyle artık “Ülkücülerin yönettiği Milli Devlet’in” gerçekleştiğini görmek isteyen millet sevdalısı bir Türk Ülkücüsünün sesidir.

Sayın MHP Genel Başkanı, her kademedeki yöneticileri, ocak yöneticileri, yönetici adayları Ülkücüyüm diyen/olan dava arkadaşlarım bu sese kulak verin!

“Kurultaya Doğru MHP” Başlıklı yazımda İl/ilçe kongrelerini, sonuçları bakımından değerlendirmiş ve eldeki resmi veriler ışığında ulaştığım sonuçları/düşüncelerimi aktarmıştım.

Aldığım binlerce mesajın neredeyse tamamına yakını takdir/övgü/tebrik ediyor bazı Ülküdaşlarım da tekdir/eleştiride bulunuyordu.

Marifet iltifata tabidir diyerek öven/takdir edenlere teşekkür ettim/ediyorum.

Eleştiren/tekdir eden Ülküdaşlarımızla da yazımızda anlatamadığımız eksik kalan/yanlış anlaşılan hususlarda konuşup/yazışarak doğruya ulaştık ve maksadı temin ettik.

Kendini çeşitli adlarla tanıtan malum zevat/güruh da bilindiği/beklendiği gibi küfrediyordu.

Biz bu kafalarında beyin diye “kimyasal-biyolojik maddeden oluşan et parçasını” taşıyan küfür çetesini/izansız zer-zevatı yok sayıp cevap verme gereği duymadım.

Yaşadığımız il/ilçe kongreleri sürecinde gösterdikleri üstün kavrama/algılama/sezgi/doğru karar verme yeteneğinden gurur duyduğum Türk Ülkücüleri, bugüne kadar kendisini yönetecek yetkin/donanımlı kadroları yetiştirmekte ve bunları yönetimine taşımaktaki marifetini/becerisini/basiretini bir kere daha kanıtlamıştır.

Ülküdaşlarımın bu basiretli davranışlarını MHP 10. Büyük Kurultayında da göstereceğinden zerre kadar kuşkum yoktur.

Ancak, Türk Milliyetçiliğini “Türk Milli Ülküsünü” gerçekleştirecek aksiyoner bir hareket haline getiren ve bu sebeple kurulduğu günden beri Türk düşmanlarının kâbusu olan MHP’mize her türlü silahla/yöntemle saldırıldığın/saldıracağını biliyoruz.

“Kurultaya Doğru MHP” Yazımın amacına ulaşmasının ve camiamızda olumlu yankı bulmasının verdiği cesaretle kurultay sürecindeki partim MHP ile ilgili düşüncelerim ve kaygılarımı “Başta Sayın Genel Başkanımız olmak üzere mevcut MHP Yönetimine ve MHP’yi yönetmeye talip olanlara” iki başlık altında seslendirmeye karar verdim.

Büyük Kurultayımız öncesinde küresel fitne ve gönüllü kölelerinin yaptıklarını bildiğim/gördüğüm için ve kurultayımızda da yapmaları muhtemel her türlü alçaklığa karşı Ülküdaşlarımı/yönetenleri/yönetmeye talip olanları uyarmayı, endişelerimi duyurmayı görev sayıp bu iki bölümden oluşan yazı dizisini hazırladım.

Serinin bu ilk yazısında “MHP’yi yönetmeye talip olanlara” sesleneceğim.

Dilerim sesime kulak verirler.

MHP’Yİ YÖNETMEYE TALİP OLANLARA SESLENİYORUM

Milliyetçi Hareket Partisi, il/ilçe kongrelerinden sonra 4 Kasım’da yapacağı Büyük Kurultayının “Ülkücülerin iktidar yürüyüşünü başlatacak zafer kurultayı” olacağını şimdiden ilan ederek son derece başarılı kongreler yaptığını dosta düşmana kanıtlamıştır.”

“Kurultaya Doğru MHP” Başlıklı yazımda bu ifadelerle başarılı bir kurultay süreci yaşadığımıza hükmetmiştim.(*)

852 ilçe, 69 il kongresinin sonuçları bu yargıya ulaşmama sebep teşkil etmişti ve bu görüşümde her hangi bir değişme de olmadı.

Bu yazımda MHP Kongrelerinin çok başarılı bulduğumu ve sonuçlarını “Ülkücü İradenin Zaferi” diye nitelememin sebebini de şöyle ifade etmiştim;

Oysa beklenen/istenen/planlanan ve benim de endişelenmeme yol açan MHP’nin dönüşecek şekilde küresel fitneye teslim olması ya da parçalanıp yok olmasıydı…

Bütün bunlardan anlıyorum ki MHP delegesi şer cephesinin fitnesini/tezgâhını darmadağın etmiş, son derece başarılı kongreler yaparak düşman çatlatmıştır.”

Bilinmelidir ki dünya da “Gönüllü Küresel Köleliğe/Yeni Dünya Düzenine” karşı direnecek olan/direnen yegâne güç milliyetçiliktir/milliyetçilerdir ve onların sahip oldukları teşkilatlardır.

Bu sebepledir ki Türkiye’de, Türk Milliyetçileri/Türk Ülkücüleri ve onların yegâne siyasi teşkilatı olan MHP, sivil toplum örgütü olarak da Ülkü Ocakları ana hedef durumundadır.(**)

Türk Milliyetçileri “1944/1953/1960/1970/1980/2000/2003/2011” yıllarında küresel fitnenin saldırılarını ve kurdukları ihanet tuzaklarını kahramanca direnişlerle her seferinde boşa çıkartmıştır.

Fakat “İblis” Türk Milliyetçilerini ve onların savaşçıları olan Türk Ülkücülerini ele geçirmekten vazgeçmiyordu/vazgeçmeyecekti.

Yaşadığımız şu son il/ilçe kongrelerinde bir kere daha devreye sokulan küresel plan, şükürler olsun ki yine başarısız kalmış, Ülkücü direniş karşısında paramparça olmuştur.

Ülkücü İradenin kongre başarısından kastım “tamamen olmasa da” bu saldırının bertaraf edilmesiydi.

Evet, kongrelerde Ülkücü İrade küresel fitneye gereken dersi vermişti ancak bu şer odağı amacından vazgeçmeyecekti/vazgeçmemişti.

Bu niyet/karar kongreler sırasında ve sonrasında da açıkça görülmekteydi.

Ben bu küresel niyeti/kararı önceki yazımda şu şekilde ifade etmiştim;

“Malum çevreler ve piyonlarındaki panik halinin/bozgunun ve telaşın da sebebi kongrelerdeki hezimetleri olsa gerektir.

Görünen o ki şer cephesi MHP ilçe/il kongrelerinden istediğini alamadığı için bütün gücünü/dikkatini büyük kurultaya yöneltmiştir.

Yeni tezgâhlar açtığını, hain girişimlerde bulunduklarını, yeni bölücü planları uygulamaya koyduklarını görmekteyiz.

Bu hain planlar çerçevesinde medyadaki cambazlarına/medya maymunlarına MHP hakkında her gün başka bir iftira yazdırdıklarını ibretle izlemekteyiz….”

Yazılı/görsel medyaya, sosyal medyaya bakınız. Uygulamaya konan bu yeni planları, kurulan tuzakları, Ülkücülerin eylem isteğinin/niyetinin nasıl kışkırtıldığını, sahte cennet vaatleriyle masum hayallerinin nasıl iğfal edildiğini, ellerindeki sihirli değnekle hemen yarın iktidar sunan söylemlerini apaçık görebilirsiniz.

MHP’ye tuzak kuranların “umut sağlamak için” ortaya attıkları yeni söyleme bakınız;

“ İl/ilçe kongrelerinde her şeye rağmen, kurşun asker olarak atandıkları halde delegeler fikir değiştirdi ve sonuçlarda da gördüğünüz gibi çoğunlukla genel merkezin istemediği şekilde gerçekleşti.

Ey Üst Kuru Delegeleri!

Söz sırası sizde asker delege olup/olmadığınızı sandıklarda hep birlikte göreceğiz.

4 Kasım’da ya değişimi ya da yok olmayı oylayacaksın, göster kendini… ”

Evet, “4 Kasım’da değişim” yeni söylem, sihirli sözcük buydu ve sadece üç hece, yedi harften ibaretti “de-ği-şim”.

Ve bir anda ebola virüsü gibi ortalığı saran bu söylem medyada/sosyal medyada, küresel fitnenin medya maymunları tarafından dillendirilmeye başlandı.

Peki, neyin/kimin/nasıl/neden/hangi yolla değişimini istiyorsunuz veya değiştiriyorsunuz?

Bu söylemin sahipleri “şu konularda/şu kişilerde/TMFS’nin şu kısmında/teşkilatın şu yapısında/siyasette şu değişiklikleri yapacağız” demiyor, her ortamda farklı bir “değişim” tanımlıyor/sunuyorlardı.

Net/açık bir şekilde “değişimden” maksatlarını söylemiyor, sorulan soruların cevaplarını ise malum köşe yazarlarına ve sosyal medyadaki “sanal sarhoşlardan oluşan küfür çetesine” havale ediyorlardı.

Şu an benim de yaptığım gibi kendilerine “değişimle” ilgili soru soranları, verilen kaçamak cevaplarını yetersiz bulup karşı çıkanları “Ergenekon/Balyoz vs. davalarındaki darbeci, çeteci” suçlamaları gibi bildik bir yöntemle baskılıyor/sindiriyor/sindirmeye çalışıyorlardı.

Ne yazık ki “bizim” dediğimiz bazı medya organlarında da bu psikolojik saldırıların açıca yapıldığını ibretle/hayretle gözlemlemekteyiz.

“Ya bizdensin ya düşman” hastalıklı mantığıyla ”Vay tutucu, Bahçeli askeri, bu yazıyı/görevi hangi çıkar karşılığı yazdın veya onlara çalışıyorsun” diye önce düşman yaratıyorlar sonra da kendilerine karşı olanları “bu düşmanın tarafındadır” diyerek suç atıp sindirmeye çalışıyorlar.

Bu tespitimin doğruluğunun en bariz kanıtını Musavat Dervişoğlu’nun son basın açıklaması sonrasında ona yöneltilen suçlamalarda gördük.

Hizmetiyle/Ülkücü duruşuyla kendini kanıtlamış ve Ülkücülerin gönlünde hak ettiği yeri almış olan Ülkücü Hareketin önemli değerlerinden Ülküdaşımız Dervişoğlu’nun basın açıklamasından sonra malum güruh “sanki suçmuş gibi” bu değerimizi de “Bahçelici” ilan edip hemen küfür çetesini harekete geçirerek “hasta ruhluların kör mantığının” saldırılarından Musavat Başkanı da nasiplendirmişlerdir.

Elbette bunların hesabı mahşere kalmadan sorulacaktır lakin beni üzen kırılan kalpler/yıkılan gönüllerdir.

Bu kırgınlıkların nasıl giderileceğinin bilinmemesi de cabası…

“Nasıl bir değişim?” sorusuna “maddeler halinde, şöyle, bu sebeple, şu konularda değişim ” diye değil, soranın beklentisine göre cevap veriliyor, genellikle Ülkücülerin “yeter artık Tandoğan’a..” beklentileri kaşınıyor.

Pek çok Ülküdaşımız da kendilerince haklı olarak “değişim” sözüyle bugüne kadar beklentilerine cevap alamadıkları için başarısız buldukları genel başkan ve yönetiminin değiştirilmesinin kast edildiğini sanarak “evet, değişim! İlla ki değişim..Aksi halde yok olacağız..” diyerek “değişim” sloganını/söylemini/eylemini sahiplendiler.

Oysa “değişim” sloganı artık “dönüşümü/evirilmeyi” de anlatan bir terim olarak kullanılmaktadır.

“Küresel değişim, uluslararası toplum, küresel vicdan” gibi laflar bana “Türkiye’de ve dünyada millet hizmetçiliğinden küresel gücün uşaklığını kabullenmeye, özgür iradelilikten tasmalılığa, milli yurttaşlıktan dünya vatandaşlığına evirilmekten” başka bir anlam ifade etmiyor.

24 Temmuz’dan bu yana “küreselcilerin/okyanus ötesi tasmalıların” ses verdiği, boy gösterdiği mahfillerde dozu giderek artan “MHP’de değişim” söyleminin dillendirildiğini görmekteyim.

Bunu “yönetimde değişimin kast edildiği” samimi bir söylem olarak düşünen Ülküdaşlarımızın/partililerimizin “değişim” talebine hakları olduğundan hareketle kısmen de olsa sahiplenmesi, hazırlanan ve kurultayda yapılması düşünülen tertip/suikast konusunda bu Ülküdaşlarımdan emin olmama rağmen ciddi ölçüde endişelenmeme yol açtı.

Hele MHP’ye hazırlanan bu “Kongre Suikastının” söylemleri/eylemleri MHP’ye Genel Başkan adayı olacağı söylenen değerli vekilimiz /Ülküdaşımız Sayın Koray Aydın ve etrafında boy gösteren iftiracı/küfürbaz/cemaatçi/küreselciler tarafından da Y-MHP söylemi şeklinde dillendirilmesi doğrusu endişelerimi daha da artırmış ve bu yazının yazılmasının en önemli sebeplerinden birisi olmuştur. (***)

MHP’de değil genel başkanlık, sadece üyeliğin/taraftarlığın ilanının bile kahramanlık olduğuna inanıyorum.

Bütün partililerimizin/Ülküdaşlarımızın her kademedeki göreve aday olmasını onların hem en doğal hakkı hem de takdir edilip şeref duyulacak bir davranışları olarak görüyorum.

Elbette değerli vekilimiz Koray Aydın’ın da genel başkan adaylığını düşünmesini memnuniyetle karşılıyor ve buna layık olduğunu düşünüyorum.

Sayın Aydın eğer adaylığını ilan ederse, peşinen kutluyorum ancak bir an önce bizzat kendisinin şu hususları açıklamasını istiyorum/bekliyorum;

– Sayın Koray Aydın Bey, eğer MHP Genel Başkanlığına aday olacaksanız bunu bir an önce açıklamalısınız.

– Size atfen söylenen “küresel güçle anlaşacağız/Y-MHP yaratacağız” sözlerinize ve sizden duyduğum “değişim” sözünü hangi anlamda kullandığınıza bir an önce bir basın toplantısıyla açıklık getirmenizi bekliyorum.

– MHP Genel Başkanı olduğunuz takdirde neleri değiştireceğinizi bugünkünden farklı ne gibi yenilikler yapacağınızı açıkça ilan etmelisiniz ki biz de bu “ değişim” sözcüğünden anladığımız ve anladıklarımızdan dolayı da duyduğumuz kaygıların haklı veya boş bir vehimden ibaret olduğuna karar verip tavrımızı netleştirelim.

– Bugün etrafınızda görünen yılardır “Bahçeli karşıtlığı” adı altında attıkları iftiralarla/çamurlarlarla sizin de vekili olduğunuz MHP’nin kurumsal kimliğine ağır darbeler vurmuş olanlara, MHP’yi itibarsızlaştıranlara yönetiminizde yer verip vermeyeceğinizi mutlaka açıklamalısınız ki “yol arkadaşlığı” konusunda kimlerle birlikte yürüyeceğinizi/yürüyeceğimizi biz de bilelim.

“Bir Türk Ülkücüsü ve MHP Üst Kurul Delegesi olarak” adaylığınızı ilan etmenizi takdirle karşılayacağımı beyanla kaynayan fitne/dedikodu kazanının ateşinin acilen söndürülmesi, hem size hem de partimize daha fazla zarar verilmesini önlemek amacıyla bu soruları sorma ve cevaplarını isteme hakkım olduğunu düşünüyorum.

Elbette “MHP’yi yönetmeye talip olanlara söylediklerimiz” bazı isteklerimiz, sorularımız olduğu kadar “ mevcut yönetimimizden de” öğrenmek istediklerimiz/eleştirilerimiz/şikâyetlerimiz birtakım taleplerimiz vardır/olacaktır.

Samimiyetinden asla sual edemeyeceğimiz Ülküdaşlarımız eğer Genel

Başkanlarına, yöneticilerine bir iftira/suçlama getirildiğinde bunlar belgelerle yalanlamasına rağmen size/bize değil de yalancıya/iftiracıya inanıyorsa,

Bütün açıklamalara, yapılan yüz yüze görüşmelere rağmen partilimiz bilmeden/öfkeden/düşünmeden iftiracıların/yalancıların kışkırtmalarına kapılıp kendi partisinin kuyusunu kazıyorsa,

Yapılan en doğru işiniz/işimiz bile partililerimiz arasında kabul görmüyor, yapılması istenilenler yapıldığında dahi yine yönetim suçlanıyorsa sorunlarımızı sadece “dış mihrakların saldırıları ve ülküdaşlarımızın hataları” olarak tarif edemeyiz.

Demek yönetim yeteri kadar enformasyon yapamıyor, mensuplarını zamanında, zemininde yeteri kadar bilgilendirmiyor ki yanlış/yalan bilgilere inanılıyor.

Demek yönetim gündem belirleyemiyor/sahada boşluklar bırakıyor ki küresel fitne ekip/biçecek alan buluyor.

Yoksa Ülkücü bilerek/isteyerek hayatını adadığı partisine hiç zarar verir mi?

 Yönetim ile ilgili düşüncelerim bu yazı hacmini aştığı için MHP’Yİ YÖNETENLERE SESLENİYORUM”  başlığıyla ikinci yazımda siz okurlarımla paylaşacağım.

Ancak bilinmelidir ki bu hareket, Cennet mekân Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in Bilge Kağandan, Ahmet Yesevi’den, Atatürk’ten öğrenip yeniden teşkilatlandırarak aksiyon kazandırdığı bir harekettir ve bizler de O’nun/Başbuğlarımızın izinde yürüyen öğrencileriz.

Bu sebeple hiç kimse peşinen “Ülkücü İradeyi” ipotek altına koymak/almak, böyle olduğunu söylemek cahilliğine işaret eden söz/yazı ve beyanlarda bulunma gafletine/hadsizliğine/saygısızlığına yeltenmesin.

Türk Milliyetçileri/Türk Ülkücüleri müsterih olunuz!

“Ülkücü İradenin” Büyük Kurultayımızda en doğruyu yapacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Sonraki yazımda buluşmak üzere Ramazan bayramınızı kutlar, Cenab-ı Allah’tan aziz milletimize ve bütün İslam ümmetine hayırlar getirmesini niyaz ederim.

Güzel günler için kalın sağlıkla.

Ne Mutlu Türk’üm diyene!

—————————————–

(*) http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi60189-Kurultaya_Dogru_MHP.html

(**) http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi40427-Yeni_Dunya_Duzeni.html

(***)http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi42533-Iste_Benim_Gundemim.html

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

WP-Backgrounds Lite by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann 1010 Wien