Ülkücü Bellek

"KİTAP OKUMUYORSANIZ, TARTIŞMAYALIM!.."

Ülkücü  Bellek
YENİLER
Hoca Ahmed Yesevi / Divan-ı Hikmet 8. Baskı Kitabevlerinde…
Hoca Ahmed Yesevi / Divan-ı Hikmet [ Aktaran: Dr....
Türkistan Rüyası
E-Kitab: Türkistan Rüyası Dr. Hayati Bice  
Ziya GÖKALP: Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak
Ziya GÖKALP: Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak http://ulkucubellek.com/ZIYAGOKALPTIM/tim.html   Ziya Gökalp’in...
Hayati BİCE: TÜRKİSTAN RÜYASI
Hayati BİCE TÜRKİSTAN RÜYASI 3. Baskısı YAKINDA    ...
GALİP ERDEM: Kendini Unutan Adam / Osman Oktay
GALİP ERDEM: Kendini Unutan Adam Osman OKTAY  “BİR ÜLKÜCÜNÜN...
Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi / Prof. Dr. İskender ÖKSÜZ
Değerli bilim adamı Prof. Dr. İskender ÖKSÜZ’ün -Ayhan Tuğcugil...
Alparslan TÜRKEŞ: 9 IŞIK VE TÜRKİYE
Alparslan TÜRKEŞ: Dokuz Işık ve Türkiye  Kervan Yayınları/1976   ...
Ülkücü Hareket Üzerine Notlar / Dr. Hayati Bice
Ülkücü Hareket Üzerine Notlar Dr. Hayati Bice Buradan Okuyabilirsiniz:...
Ziya GÖKALP: Makaleler-IV.Cild
Ziya GÖKALP: Makaleler-IV.Cild Ziya Gökalp’in İSLAM, İçtimaiyat, Halka Doğru...
“Güldür Yüzümü, Mevzu Derin”
Doktorlar da Yazar: “Güldür Yüzümü, Mevzu Derin”  -Dr. A....
Emir Timur’un Günlüğü : Tüzükat- ı Timur
Emir Timur’un Günlüğü  : Tüzükat- ı Timur Buradan Okuyabilirsiniz:...
Şahsenem’in Gözyaşları
Şahsenem’in Gözyaşları Dr.Hayati BİCE   Türk Ocakları’nda iki yıldır...
ELMA ve BIÇAK üzerine -Adnan Şenel ile Mülâkat-
ELMA ve BIÇAK üzerine Adnan Şenel’le mülâkat – Kısa...
Dr. Hayati Bice / BÜTÜN ESERLERİ
Dr. Hayati Bice / Bütün Eserleri DR. HAYATİ BİCE...

Mayıs 8, 2012
Bize Ne Oldu Böyle? (1) / Burçin ÖNER

TDK Sözlüğe baktığımızda Ülkü kelimesinin anlamının;

  1. Amaç edinilen, ulaşılmak istenen şey, ideal
  2. İnsanı duyular dünyasının üstüne yükselten ve hiçbir zaman tam olarak gerçekleştirilemeyecek olan, yalnızca erişilmesi istenen amaç olarak kalan kılavuz ilke, mefkûre, ideal, vizyon şeklinde olduğunu görmekteyiz.

Bu tanımdan hareketle aklımıza gelen ilk soru: “Temellerinin 1900’lü yılların başlarında atıldığı, 1944’te ilk kez, birlik bilinciyle hareket imkânı bulan, 1970-1980 yılları arasında hem fikrî gelişimlere hem de eylemsel boyutlara ulaşan ve günümüzde siyasi boyuta indirgenme eğilimde olan ülkücülük kavramı ile TDK’nın “… Hiç bir zaman tam olarak gerçekleştirilemeyecek olan, yalnızca erişilmesi istenen amaç olarak kalan kılavuz ilke, ideal” tanımlaması ne kadar birbiri ile örtüşmektedir?” olacaktır.

Öyleyse bu tanımlama ile “ülküyü” benimseyenlerin, “ülkü” ve “ülkücü” kavramlarının ne denli örtüştüğünü kavrayabilmek için onların tanımlamalarına başvuralım.

Her ne kadar malûm ülkünün temellerinin 1900’lü yıllarda atıldığını söylesek de o dönemlerde daha çok fikir bazında bir anlayış olması gerekçesi ile biraz da yazımızın tenkit çizgisinde seyredecek olması sebebiyle burada o yılların mümtaz şahsiyetlerinin ve büyük mütefekkirlerinin tanımlamalarına başvurmayacağız. Bu abide şahsiyetlerin aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyor, fikirlerinin ve davalarının yılmaz bekçileri olacağımızı buradan bir kez daha belirtmek istiyorum.

Ele alacağımız tanımlamalar dört kişiye ait: Galip ERDEM, Seyyid Ahmed ARVASİ, Durmuş HOCAOĞLU ve Alparslan TÜRKEŞ.

Yazımızın ilk bölümünde irdeleyeceğimiz tanımlama; ülkücülerin “ağabeyimiz” diye hitap ettikleri Galip Erdem’e ait. Galip Erdem için ülkücülük, bağlandığı bir üstün değerde kendini aşmak cehdidir. Dünya zevklerinden, bedenî hazlardan bu gaye uğruna vazgeçebilmek gücüdür. Galip Erdem, bu tanımlamayı şöyle devam ettirir: “Bu tutumunla, kalabalık tarafından hor görülebilir, enayilikle suçlanabilirsin; bütün bunlara aldırmayıp devam edebilmendir. Budala da deseler, ‘varlığını aşan üstün bir gaye için mücadele edeceksin. Dünyevî zevklerden geçmek kolay değildir, ‘Ama sen de, eğer nasibin varsa ve geçireceğin çetin denemeyi başarı ile sonuçlandırırsan, “ayrılık derdine dayanamam” mânâsını anlayacak, bir başka âlemin sırlarına açılan kapıdan girmene izin verilince, sahici mutluluğa ereceksin’ O zaman sokakları süpüren çöpçü de olsan, bütün kalabalıklardan daha üstün olduğunu göreceksin.

Görüleceği gibi Galip Erdem, tam tasavvufî bir üslupta, kendini ülküsüne, yani milletine adamayı anlatmakta, tasavvuf tabiri ile “fena filmillet” olmanın doygunluğundan ve yüceliğinden söz etmektedir. Bu bakımdan onu Türk milliyetçiliğinin ermişlerinden kabul etmek yadırgatıcı olmayacaktır.

Peki, günümüzde algılanan ve dahası yaşanan ülkücülük ile yukarıdaki tanımlamada yer alan ülkücülük ne denli uyuşmaktadır?

Örneğin; “Dünya zevklerinden, bedenî hazlardan bu gaye uğruna vazgeçebilmek gücüdür” ifadesi…

Mutlaka Galip Erdem’in döneminde de kendisine ülkücü sıfatını yakıştıran ama onun bu tanımlamasına aykırı yaşayan kişiler olmuştur. Fakat bu kişiler gerçek ülkücülüğün yaşandığı yerlerde barınamamış ve kendiliklerinden yok olup gitmişlerdir. Belki de bunun en büyük kanıtları; annesine gönderdiği son mektubunda bir “MİLLİYETÇİLİK” şeması çizen, bu şemadaki milliyetçiliği “ana hakkı, din ve vatandaşlık” olarak tanımlayan ve ramazan ayında orucunu açtıktan hemen sonra şehit edilen, kervanın yol başçısı Ruhi Kılıçkıran’ın kanlı gömleğindeki gül kokusu veya tek gayesi büyük bir kütüphane kurmak olan Önkuzu’nun türlü işkenceler altındaki şehadetinin ardından kefeninden kan damlamasıdır.

Belki de “Elimizi Hak’tan yana açarak/Zafer ışığını coşup saçarak/Maziden atiye bir yol açarak/Haydi yiğit! Haydi, yeni akına! /Ülkümüzün cihan varsın farkına!” dizelerinin sahibi olan Yusuf İmamoğlu’nun cennet meyvelerini yemek için şehadeti üç gün aç kalarak bekleyişidir.

Ardından, 1980 Askeri Darbesi’yle bir döneme damgasını vuran genç ve büyük beyinlere prangalar vurulmuş, o mukaddes fikir, o büyük düşünce idam sehpalarına, karanlık zindanlara, köpek dişlemelerine, polis dayaklarına, elektrik kablolarına, kasaturalara ve daha türlü türlü işkencelere maruz bırakılmıştır. Bu dönemde de nice ülkü şehitleri olmuş cennet bahçelerinde altından ırmaklar akan köşklerinde sonsuz hayatlarına başlamış; daha da önemlisi “en sevgiliye” komşu olup ebedi huzura kavuşmuşlardır. Mezarının açılmasıyla birlikte uçan bir sinekle gül kokuları yayılan kabrinde uzanıp yatan, kefeninde en ufak bir leke olmayan, dahası ilk günkü gibi tertemiz bir yüzle annesine gülümseyen Pehlivanoğlu, annesinin “oğlum şehit mi oldu yoksa bir hiç uğruna mı öldü?” diye merak etmesi üzerine; gece rüyasında sahabelerden birine “bu kalabalık ne?” diye sorduğunda “Şehit Halil Esendağ’ın nikâhı var, Efendimiz (s.a.v.) birazdan nikâhlarını kıyacak.” Cevabını almasıyla şehadeti kesinleşen Esendağ ve daha niceleri…

Ne var ki; ihtilalin sonrasında ideolojinin tabana oturtulmasında büyük bir erozyon yaşanmış olacak ki ülkücülüğün yeni neslinde (Burada yeni nesil, hem fikir boyutunda hem de siyasi boyutta kendine yer tutan kişileri kapsamaktadır.) bazı bozukluklar cereyan etmeye başlamış durumda.

Kim bilir belki de; o dönemde karakollara yığdırılıp insanların baş tacı ettikleri kitapların üzerinde yürütülmesindendir ki bugünün gençleri kitap okumaktansa slogan savurmayı, tutulamayacak sözler vererek sahte yeminler etmeyi ülkücülük zannediyor.

Kim bilir belki de; o dönemde hem psikolojik hem de fiziksel darbelere maruz kalındığından bugünün “reisleri” bencilce emirler vermeyi, sorgusuz sualsiz, bağnaz bir biat anlayışı ile “tebaalarını” robotlaştırmayı ülkücülük zannediyor.

Kim bilir belki de; Galip Ağabeyin “Dünyevî zevklerden geçmek kolay değildir, ‘Ama sen de, eğer nasibin varsa ve geçireceğin çetin denemeyi başarı ile sonuçlandırırsan…” sözlerindeki nasibi alamamış olmalarından dolayı bugünkü ağabeylerimiz ahlaktan ve edepten yoksun davranışlar içinde bulunuyorlar.

Kim bilir belki de; en büyüklerimiz, “…’ayrılık derdine dayanamam’ manasını anlayacak, bir başka âlemin sırlarına açılan kapıdan girmene izin verilince, sahici mutluluğa ereceksin.  O zaman sokakları süpüren çöpçü de olsan, bütün kalabalıklardan daha üstün olduğunu göreceksin.” Sözlerinin manasını kavrayamadıklarından ülkücülüğü kemik gürültüleri olmayan yumuşak koltukların kavgası haline getirerek yaşama çabası içindedirler.

Ve öyle anlaşılıyor ki Galip Erdem’in tanımıyla “dünya zevklerinden, bedenî hazlardan bu gaye uğruna vazgeçebilmek gücü” olan ülkücülük günümüzde Galip Erdem’e ve “onun gibilere” has bir ülkücülük olmanın ötesine geçememiş, cemiyetimize mâl olmuş bir tanımlama haline gelememiştir. Maalesef…

Yazımız, başta belirtilen isimlerin tanımlamaları ve geçmiş ile bugünün karşılaştırmalı analizleri ile devam edecektir…

 

Peki, günümüzde algılanan ve dahası yaşanan ülkücülük ile yukarıdaki tanımlamada yer alan ülkücülük ne denli uyuşmaktadır?

Belki de “Elimizi Hak’tan yana açarak/Zafer ışığını coşup saçarak/Maziden atiye bir yol açarak/Haydi yiğit! Haydi, yeni akına! /Ülkümüzün cihan varsın farkına!” dizelerinin sahibi olan Yusuf İmamoğlu’nun cennet meyvelerini yemek için şehadeti üç gün aç kalarak bekleyişidir.

Bir Cevap Yazın

WP-Backgrounds Lite by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann 1010 Wien